HAŞİM KILIÇ FETHULLAH GÜLEN’DEN YANA MI TAVIR ALDI

CHP Milletvekili İlhan Cihaner 12 Eylül “yargılamasını” ve Haşim Kılıç’ın “Dün yargının siyaseti kuşatma gayretlerine karşı çıktığımız gibi bugün de siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz”sözlerini Odatv’ye değerlendirdi.

Cihaner, Haşim Kılıç’ın açıklamalarını ciddiye almadığını belirterek, “Türkiye’de bu kadar hak ihlali varken Haşim Kılıç’ın hiç sesi çıkmıyordu” dedi. Cihaner, Kılıç’ın bu açıklamasını “Muhtemeldir ki MİT yasasında ve Cumhurbaşkanlığı seçim süresiyle ilgili olarak önünde bulunan davalarla ilgili bir iptal sinyali bence. Öteden beri tartışılan iktidar bunalımını oluşturan AKP ve cemaat arasındaki sürtüşme, kavga, ben cilveleşme diyorum, belki onun bir pazarlığı, onun bir ön sinyali, doğrudan doğruya onun işareti olarak görüyorum ben” sözleriyle değerlendirdi. Cihaner “Fethullah Gülen Cemaati’nin kadrolaştığı iddia edilen özel yetkili mahkemeler aracılığıyla MİT müsteşarlarının ifadeye çağrılmasıyla gündeme geldi bu iddialar. Ne diyor, buna izin vermeyeceğiz, diyor. Bu demektir ki, ya bunun bir pazarlığı yürüyecektir, buna dair bir şey söyleniyor. Ya da doğrudan doğruya iptal kararının işareti bu. O kavganın uzantısı olarak görüyorum” dedi.04.04.2012-Odatv

12 Eylül yargılamasının bir tiyatro olduğunu belirten Cihaner şunları söyledi:

“12 Eylül’ün bütün mağdurları devrimcilerdir, solculardır, aydınlardır, Diyarbakır Cezaevi’nde işkence gören Kürtlerdir, ötekileştirilen insanlardır. Ve dikkat edin aynı kesimler bugünkü rejimin de mağdurları. Aynı kesimler üzerine aynı baskılar bu sefer farklı yöntemlerle daha vahşice uygulanıyor. Eğer böyleyse, AKP’nin müdahilliğinde çok ciddi bir sıkıntı var. Çünkü AKP kendini Turgut Özalların mirasçısı olarak görüyor. Özellikle 12 Eylül referandumunda gördük bunu. Turgut Özal kim, darbenin müsteşarı, daha sonra darbenin asıl yapılma meselesi olan ekonomik politikanın hayata geçirilmesinin en kritik adamı. Şu anda AKP içerisinde darbe döneminin valileri, müsteşarları var. Şimdi kalkmış AKP müdahil oluyor. Gerçekten utanç verici.”

İŞTE CİHANER’İN ODATV’YE YAPTIĞI AÇIKLAMALAR:

Türkiye’de bu kadar hak ihlali varken Haşim Kılıç’ın hiç sesi çıkmıyordu. Tam tersi bir yüksek mahkeme başkanının önüne geleceği açık olan bir takım yasalarla ilgili olarak siyasi iktidarın övücülüğünü yapmasına şahit olmuştuk biz şimdiye kadar. Onun için bu söylediklerini ciddiye almıyorum ben. Ancak bunu şunun işaretçisi olarak görüyorum, “Siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz” derken muhtemeldir ki MİT yasasında ve Cumhurbaşkanlığı seçim süresiyle ilgili olarak önünde bulunan davalarla ilgili bir iptal sinyali bence. Öteden beri tartışılan iktidar bunalımını oluşturan AKP ve cemaat arasındaki sürtüşme, kavga, ben cilveleşme diyorum, belki onun bir pazarlığı, onun bir ön sinyali, doğrudan doğruya onun işareti olarak görüyorum ben. Çünkü hukuk algısında bugüne kadarki yaklaşımlarında hak ihlallerini yargı bağımsızlığını göz önünde bulundurduğuna dair bir geçmişe sahip değil Haşim Kılıç. Onun için söylediklerini ciddiye almıyorum.

GÜLEN CEMAATİ’NİN KADROLAŞTIĞI ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER

Haşim Kılıç tarih yazıcısı değil. Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi Başkanı. Onun için tarihe not düşme olmaz, halen aktif görevde bulunan bir kişi ve eğer şöyle bir cümle kuruyorsa, “Şimdiye kadar nasıl yargının siyaseti kuşatmasına izin vermediysek, bundan sonra da siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz” diyorsa, bu aktif, hatta proaktif bir yaklaşımdır ve geçmiş yaklaşımlarının da siyasi kaygılarla politik kaygılarla konum aldığının itirafıdır. Ne demek “Bugüne kadar yargının siyaseti kuşatmasına izin vermedik”? Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir kaygısı olmaz. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya sadakatle, Anayasa’yı uygulamakla görevlidir. Bunun için yemin etmiştir. Kuşkusuz belli konularda kendi tercihini ortaya koyabileceği nüanslar olabilir ama burada çok net bir tavır var. Hem geçmişteki yaptıklarının kendi deyimiyle söyleyecek olursak, yargının siyaseti kuşatmasına izin vermedik diyor. Kastettiği nedir, herhalde Anayasa Mahkemesi’nin verdiği veya reddettiği kararlardır, başka bir şey yok. Tarihçi değil, tarihe not düşsün. Ve gelecek için de söylediği şey şu, “Siyasetin de yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz”. Siyasetin yargıyı kuşatması tartışması hiç uzağa gitmeye gerek yok, tek bir olay üzerinde yürüdü. Fethullah Gülen Cemaati’nin kadrolaştığı iddia edilen özel yetkili mahkemeler aracılığıyla MİT müsteşarlarının ifadeye çağrılmasıyla gündeme geldi bu iddialar. Ne diyor, buna izin vermeyeceğiz, diyor. Bu demektir ki, ya bunun bir pazarlığı yürüyecektir, buna dair bir şey söyleniyor. Ya da doğrudan doğruya iptal kararının işareti bu. O kavganın uzantısı olarak görüyorum. Oradaki konumunu belli ediyor. Aynı şekilde cumhurbaşkanının da birkaç hafta önce rövanşist yaklaşımlardan uzak kalmak, Balyoz’da olanlar ortadayken, KCK’da olanlar ortadayken, özel yetkili mahkemeler aracılığıyla adeta siyasi soykırım yürütülüyorken kalkıp yargının siyaset tarafından kuşatılmasına engel olacağız denmesi tek bir şeye işaret eder, MİT davasıyla ilgili olarak Yüksek Mahkeme’nin önündeki davaya işaret eder.

YARGILAMA TİYATRO

Bu yargılamayı bir tiyatro olarak görüyorum. Her şeyden önce sembolik yargılama olduğunu söylüyor bu yargılamaya destek verenler. Ceza yargılaması sembolik olmaz. Ceza yargılaması bir sonuç almak için olur. Ceza yargılaması kanunlar tarafından suç olarak belirlenmiş bir eylemi işleyen kişilerin yasanın gösterdiği ceza ile cezalandırılması için olur. Teknik bir süreçtir. Ceza yargılamasının amacı budur. Eğer sembolik yargılama yapıyoruz derseniz açtığınız kapıdan herkes girer. Birinci tespit bu. İkincisi, Başbakan bugün açıklama yapmış, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırarak 12 Eylül referandumunda hayır diyenler bugün sıraya girmiş diye. Bir kere burada şöyle bir garabet var, bu davayı açan, açtıran, bu mekanizmayı işleten Başbakan. Hani yargı bağımsızdı, yargı işliyordu? Demek ki senin burada birebir belirleyiciliğin var. Hadi bunu siyaseten söylediğini kabul etsek bile,  bir kere bu davanın görülemeyeceğine dair teknik çekinceleri ortaya koymak gerekir. Çünkü çok yetkin hukukçular da bu fikirde. Herhalde hiç kimse ceza hukuku anlamında Sami Selçuk’un söylediklerini başka tarafa çekmez. Hukuk tekniği açısından konuşur Sami Selçuk. Sami Selçuk da Anayasa’nın geçici 15. Maddesinin bir af niteliğinde cezasızlık sebebi olarak orada durduğunu, bunun da yürürlüğe girdiğini, o nedenle yargılamanın yapılamayacağını söylüyor. Buna dair teknik çekinceleri ortaya koymak başka bir şey, ama bu yargılama başladıktan sonra hukuk içersinde o yargılamaya müdahil olmak başka bir şey. Bu çelişkili değil. Onun için Başbakan her zaman yaptığı gibi saptırıyor olayı ve bunu söylerken de “Biz söylediğimizin her zaman arkasındayız” diyor. Tabi benim aklıma hemen Libya’da kıvırmaları, Mavi Marmara’daki kıvırmaları geliyor. Hiç öyle bir şey yok.

DARBECİLERİN ETEKLERİ DİBİNDE DOLAŞANLAR

12 Eylül Davası özeline gelecek olursak, 12 Eylül aslında Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılanmasıyla sonlandırılacak bir şey değil. 12 Eylül 2 parçaya ayrılmalı. Birincisi, Türkiye’yi 12 Eylül’e getiren süreç,  bir de 12 Eylül faşist darbesi olduktan sonra yönetimdekilerin yaptıkları. İddianame’de Türkiye’yi 12 Eylül’e getiren sürece ilişkin bir takım sembolik olaylara yer verilmiş ama bunlar yargılanmıyor. Bunlarla yargılanan kişiler arasında delillerle bir irtibat kurulmamış. O zaman bugünkü yargılamanın Türkiye’yi 12 Eylül’e getiren süreçle ilgisi yoktur. Maraş olayları, 1 Mayıs olayları, aydın cinayetleri, kontrgerilla cinayetleri… Bir de 12 Eylül olduktan sonra olan olaylar var. Bunların çoğu da, yargı eliyle yürütülmüş şeyler. Oradaki denetim mahkemelerinde görev yapanlar hesap vermedikten sonra, onlara hesap sorulmadıktan sonra, Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkencelerin hesabı sorulmadıktan sonra, Veysel Güney’i asanların sonradan başımıza demokrasi kahramanı kesilmesinin hesabı sorulmadıktan sonra hele hele bugün bu yargılamayı alkışlayanların 12 Eylül Darbesi sonrasındaki darbecilere nasıl şefkatle yaklaşıp nasıl onların etekleri dibinde dolaştıklarının hesabı sorulmadıktan sonra 12 Eyül yargılaması yapılamaz.

12 EYLÜL’ÜN GERÇEK MAĞDURLARI

28 Şubat herhalde ağırlık bakımından 12 Eylül’le mukayese edilemeyecek, hatta darbe olup olmadığı bile tartışılan, bir çok insanın darbe olarak görmediği bir şeydir. Ama nihayetinde antidemokratik bir süreç olduğu konusunda tartışma yok. Daha doğrusu antidemokratik süreçler içerdiğine dair… Şimdi 28 Şubat’ta neredeyse o dönemde gazetelerde yazan herkesi hatta eleştirmeyenleri bile darbeci diye yargılayalım, asalım deniliyor. Ama o dönemde 12 Eylül’ü alkışlayan kişiler şimdi büyük bir şehvetle 12 Eylül yargılamasını alkışlıyor. Bu tutarsızlıktan ülkenin kurtulması lazım. O da hukukun her dönem için egemen kılınmasıyla, hukukun evrensel ilkelerinin egemen kılınmasıyla olacak bir şey. Onun için bugünkü yargılamayı çok ciddi bir yargılama olarak görmüyorum. Yani 12 Eylül’ün bütün mağdurları devrimcilerdir, solculardır, aydınlardır, Diyarbakır Cezaevi’nde işkence gören Kürtlerdir, ötekileştirilen insanlardır. Ve dikkat edin aynı kesimler bugünkü rejimin de mağdurları. Aynı kesimler üzerine aynı baskılar bu sefer farklı yöntemlerle daha vahşice uygulanıyor. Eğer böyleyse, AKP’nin müdahilliğinde çok ciddi bir sıkıntı var. Çünkü AKP kendini Turgut Özalların mirasçısı olarak görüyor. Özellikle 12 Eylül referandumunda gördük bunu. Turgut Özal kim, darbenin müsteşarı, daha sonra darbenin asıl yapılma meselesi olan ekonomik politikanın hayata geçirilmesinin en kritik adamı. Şu anda AKP içerisinde darbe döneminin valileri, müsteşarları var. Şimdi kalkmış AKP müdahil oluyor. Gerçekten utanç verici. Tabi tiyatronun içinde trajedi de olur, utanılacak şeyler de olur. Ben özetle bir tiyatro görüyorum. Başbakan’ın sahiplenmesi çok komik. Hani yargı yürütüyordu bu süreci, siz niye sahipleniyorsunuz? Hem o açıdan böyle bir sıkıntısı var. Hem de 12 Eylül’ün en has evladı olarak hem ekonomik politiğini hem anayasal düzenini sürdürenlerin hatta hatta 12 Eylül döneminin kontrgerilla katillerinin bile müdahil olduğu asıl mağdur biziz dediği bir yargılamaya ancak tiyatro denir. Ancak tiyatroyu hukuk temeline oturtmak için de o süreçte rol almak gerektiğini düşünüyorum.

AKP’NİN NİYETİ YOK

(12 Eylül sonrası gelen YÖK, yüzde 10 gibi kurum ve uygulamalar için) AKP iktidarının böyle bir niyeti yok. Çünkü bunların tamamı bir gecede çözülebilecek şeyler. Bu dediklerinizin hepsi bir gecede sıkı bir çalışmayla Meclis’in çözebileceği şeyler. Hatta bir çoğu için yasa değişikliğine bile gerek yok. AKP, 12 Eylül referandumunda ne YÖK’e dokundu, ne seçim barajına dokundu, ne yargı bağımsızlığı ile ilgili hükümlere dokundu. Tam tersi yargı bağımsızlığını daha geri götüren hükümler getirildi. Siyasi partiler yasası ile ilgili değişiklik yapılmasına yanaşılmadığı gibi bu konu gündeme getirildiği zaman ben getirmedim ki ben kaldırayım gibi bir akıl dışı bir savunmada bulundu. YÖK’ü en vahşice kullanmış iktidar. 1 oy almış kişileri bile üniversitelerin başına rektör olarak atayacak kadar gözü dönmüş bir YÖK var karşımızda. Akademik bağımsızlığın ne durumda olduğu ortada. En son 4+4+4 yasasında gördük. 2-3 üniversite hariç, eğitim fakültelerinin sesi çıkmadı. Onun için gelecekte kuşkusuz halk bunların hesabını soracak ama 12 Eylül’ün çocukları bu hesabı soramaz.  04.04.2012-Odatv

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: