İCLAL AYDIN BİR CİHAN KAFES’İ ANLATTI: BU HİKAYEYİ KURMAM 41 YILIMI ALDI

2

İclal Aydın, “Bir Cihan Kafes”i anlattı. (Fotoğraf: Ozan Güzelce)

İclal Aydın, “Bir Cihan Kafes” romanının yazılış sürecini ve yeni projelerini anlattı. 

Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

İclal Aydın’ın yazı yolculuğunda köşe yazıları, TV için metinler, denemeler vardı, bunlar kitaplarda da toplanmıştı. Ancak bu yolculukta farklı bir durağa gelmiş, bu kez “Bir Cihan Kafes” adında bir roman yazmıştı. Romanda 3 kadın, Samire, Yaşar ve Lorin anlatılıyor. Kaderin garip bir cilvesidir ki, bu 3 kadın, bu 3 kuşak benzer hayatlar yaşamışlar ancak birbirlerini hiç bir zaman tam olarak anlayamamışlardır. Dahası, ortak acılarını görememeleri de anlaşılır görünmektedir, zira bu üç kadın ortak bir bedduanın sancılarını yaşamaktadırlar… İstemediği bir evlilik yapan Samire; onun kızı olan ve kocasını çok erken kaybeden, adeta kocasıyla birlikte kadınsı isteklerine de ket vurulan Yaşar; doğru, sağlam temeller üzerine kurulu bir ilişkiyi bir türlü yaşayamayan ailenin 3. kuşağının temsilcisi olan Lorin… Bu, bir anlamda 3 annenin, 3 çocuğun, 3 kadının hikayesi, 3 mücadelenin hikayesi… Ancak belirtmekte fayda var, kadınları tanıyabilmek için, kitap aslında en çok da erkekleri ilgilendiriyor. İclal Aydın kitapla birlikte kadın ruhunun derinliklerine doğru bir kapı açıyor ve buyur ediyor okurlarını… Bir erkeğin gözlemlemesinin mümkün olmadığı duygusal detaylar, bir kadının kolay kolay bu kadar açık seçik karşısında göremediği kendi dünyası, romanın muhteviyatı zaten.

İlk romanlar zordur. Bazen yazmaktan daha güç olabilir ve daha çok itina gerektirebilir yazdığını anlatmak. İclal Aydın da büyük bir heyecan içindeydi… Ortaya çıkan söyleşide, bu heyecanın, iradenin ve meydan okuyuşun izlerini bulacaksınız… Dahası, derdini ve eserini iyi anlatmak için gösterdiği itina neticesinde altı çizilecek cümleler bıraktı Milliyet Sanat okurlarına…

Romanın konusu nasıl ortaya çıktı?

Kendiliğinden diye cevap verebilirim. Roman yazmak çok cesaret isteyen bir şeydi. Yazının çeşitli alanlarında deneyimim var. Denemeler, çocuk hikayeleri, sahne için, televizyon için yazılmış metinlerden alışkanlıklarım var. Ama bir roman için cesaret edebilmem, profesyonel yazı hayatıma başladıktan tam 12 sene sonra olabildi. Hem yaşım, hem de yazı yaşım ancak izin verdi bir roman yazmama.

Bir roman yazmaya kendinizi nasıl hazırladınız? Her şey planlı gitti mi?

Yazmak için bir süre Türkiye’den uzaklaşmıştım. Daha iyi odaklanabilmek için günlük telaşların olmayacağı bir yere gitmek istedim. Roman gerçekten çok zor bir şeymiş ve korktuğum kadar varmış. Ben başka bir şey için yola çıktım. Bilgisayarı açtım, bu kadınlar geldiler… Benim yazmayı planladığım hikaye bu değildi. Kitapta çok zaman geçişleri var, geri dönüşler var, ileri atlayışlar var. Bunu bile o kadar plansız yazmıştım ki, bir süre sonra ayrı bir plan defteri tutmaya ve renkleri ayrıştırmaya başladım. 26 kere elden geçirdim… Roman konusunda henüz çok yeni olduğum için asla yanlış konuşmak istemiyorum. Zaten en zoru da yaptığınız işi, filmi, projeyi anlatmak. Çok içtenlikle bir şey ortaya çıkarmaya çalıştım. Ama yaptığım işlerin samimiyeti her zaman karşılık bulmuştur, yine bulacağına inanıyorum…

Kitabın ciddi bir ön hazırlık süreci de var anlaşılan…

Bunun sonu yok, tekrar kontrol ediyoruz, tekrar tekrar okuyoruz. Casablanca’da liman hangi tarihte açılmıştı, 2003’te cep telefonları nasıl çekiyordu, mesajlaşma trafiği nasıldı? 1997’de e-postalaşmak nasıl oluyordu? Bunların hepsi yazdıktan sonra bir daha başa dönüp tekrar tekrar kontrol edildi. Mutlaka hata vardır. Şimdiden özür dileyeyim ama olmaması için çok uğraştım. Hikayenin geneline gelirsek, bu hikayeyi kurmam 41 yılımı aldı…

Roman yazarken hayatınız ve alışkanlıklarınız da değişmiştir muhtemelen…

Ben her yerde yazarım. Peçeteye, telefon defterime, telefonuma yazarım. Ama roman öyle değil. Roman fevkalade kıskanç ve bencil bir sevgili. Adanmışlık ve tüm zamanınızı istiyor, tüm duygularınızı da… Dolayısıyla uzaklaşmam gerekti günlük ortamımdan ve yaşamımdan. Ama kolay yazan biriyim, iş ki başlayayım…

Okur kitap hakkında ne düşünürse tam da bunun için yazmıştım dersiniz? İlk tepkiler nasıl?

Çok farklı yorumlar var. Hepsi ortak bir noktada birleşiyor. Kitabı herkes okusun isterim. Ama kadın olma, insan olma serüvenimde bildiğim kadarını anlattım. Hep bir derdim oldu zaten yazıda da, televizyonda da. O derdi bu kelimelerle güzelleştirip sunabilmek çok zormuş. Şu ana kadar aldığım tepkiler, hem erkek okurlardan, hem kadın okurlardan, “İyi ki yazmışsın” yönünde oldu.

3 kuşağın ve 3 kadının anlatıldığı bu kitaba bir kadın romanı diyebilir miyiz?

Evet kadın romanı. Ama editörlerimden Tolga Meriç’in çok ısrarla altını çizdiği bir şey var. “Buna lütfen bir kadın romanı deme” diyor.

Editörünüzü kızdırmayalım o zaman…

Hayır hayır, bu sonuçta üç kadın hikayesi. Ama bu demek değil ki, erkekler bunu okumasın. Bir arkadaşım, “Senin zaten kelimelerinin bir yolculuğu vardır. Cümlelerinin içinde seyahat etmek bana çok iyi geldi, ruhum yıkandı” dedi. Çok mutlu oldum. Ama evet, bu bir kadın hikayesi, ne yalan söyleyeyim… O, ısrarla şunu belirtiyor; kadın romanı dendiği zaman haksızlık ediliyor eserlere, erkekler gözlerini kapatıveriyor, ellerine almak istemiyor ya da gizli gizli okuyorlar. Ama bu herkesin okuyabileceği bir kuşak hikayesi. Çünkü burada 3 kadının hikayesiyle birlikte, 3 erkeğin de hikayesi var. Bunların hepsi birbirini tamamlayan zamanlar ve öyküler. Erkeklerin de okumasını isterim bu kadın kitabını…

Kendi adıma da, kitap heyecan verici bir keşif sağladı bana. Bir erkek olarak, bilmemin neredeyse mümkün olmadığı şeyleri gördüm. Mesela Yaşar, kızına aşk mektubu gelince çıldırıyor. Çünkü genç, dul bir anne ve artık bir anlamda “sıra” kendisinden geçiyor, kızına geliyor. Gerçekten anneler kızlarını kıskanabilir mi?

Evet, olabilir. Benim çocuğum henüz 11 yaşında. Ben de bir evladım. Bu annemle benim hikayem değil. Ama yaptığım işin bu güne kadar bana müthiş bir getirisi oldu. Türkiye’nin en geniş arkadaş grubunu kazandım. Nereye gidersem gideyim, Türkçe konuşan herhangi biriyle karşılaştığımda, ki bu Amerika’da, Almanya’da, Elazığ’da, Urfa’da, Diyarbakır’da, Antalya’da, hiç fark etmez, bana hep hayatlarını emanet etti insanlar. En özel hikayelerini anlattılar. Çok hazırdım belki ben de dinlemeye… Çok ciddi, değerli emanetlerim var. Bu emanetler üzerine düşünmeye başladığınızda, bir annenin kızını kıskanabilmesi, doğurduğu yavrusuyla ilişki kurmasının zaman alması, bir annenin kendi annesine öfkeyle bakması, bunların olağan şeyler olduğunu görüyorsunuz. Yoksa hep ulvi hikayeler anlatır dururuz…

Bu kadınlar neden çok yalnız? Aldatılmışlar, yalnız kalmışlar, istemedikleri evlilikler yapmışlar. Bu Türk kadının yazgısı mı?

Türk kadınının değil; kadının genel, bilinen yolculuğu. Kadının yalnızlığı, bir evliliğin içinde daha acı bir şeydir. Hayatında bir insan yokken sevilmeyi özleyen kadınla, çok uzun yıllardır aynı adamla aynı evde yaşamasına rağmen sevilmeyi özleyen kadının birbiriyle çok benzer ve çok farklı yanları vardır. Yalnız kadın, bir gün yeniden biriyle karşılaşmak, yeniden birlikte olmak için hazırlar kendini. Ama biriyle birlikteyken sevilmeyi özleyen, kıymeti bilinmeyen kadınların kederi kolay anlatılır iş değildir.

Bedduaları tutan, geleceği gören kadınlar var bu romanda. Buna neden ihtiyaç duydunuz?

Bizim toplumumuzda rüyalar, fallar, olağan üstü güçleri olduğuna inanılan insanlar hep merak uyandırır. Ben kalabalık bir ailenin çocuğuyum. Birisi Doğu Anadolulu, birisi İç Anadolulu. Onların kendilerine ait farklı gelenekleri, görenekleri, inançları vardır. Rüyalar bizim ailemizde çok kıymetlidir çocukluğumdan beri. Biraz o motiflerin de etkisi var bu romanda. Birazcık da okuru meraklandırmak, bir sonraki bölüme hazırlamak için de çok severek kullandım diyebilirim.

Bizim romanımızda kurgu biraz ihmal edilegelmiştir… Hikaye en baştan başlar, devam eder ve biter. Sizin romanınızda kurgu ön planda ve göze çarpıyor. İlk romanını yazan biri olarak buna cesaret etmek zor bir şey değil mi?

Hem de nasıl! Bu sekmeleri, bu zaman trafiğini hiç hazırlamadım. Bir çizelge hazırlama durumum kendiliğinden geldi. Gece yatıyordum, üzerimde bir eşofman, bir tişört vardı. Aman dedim, ben bunu çıkarmayayım, bu uğurlu geldi. 3 gün bu kıyafetle durdum. Çok az uyuyordum, sabah erken kalkıyordum ve çalışıyordum. Erkek karakterim Doruk ne kadar değişti anlatamam. Adamın işi, yaşı, yaşadığı yerler… Her biri bir daha, bir daha yazıldı… Bir gün bir bakıyordum, bir kadın girmiş karakterimin hayatına. Kim bu, ben bilmiyorum… Karakterlerim kendileri yazdırdılar, kendileri itiraz ettiler ve ben bu oyunun içinde olmaktan büyük keyif aldım. Yayın yönetmenim de tebrik etti ve “Kurguya hiç dokunmuyoruz ve hemen basıyoruz kitabı” dedi.

Romanın yayına hazırlanması da çok kısa sürmüş…

Evet, tasarımlar, düzeltmeler 10 gün gibi çok kısa bir sürede bitti ve yayınlandı. O kadar inandılar bu kitaba ve beni de çok mutlu etti bu.

Pek çok yazar bunu kıskanabilir ve yayınevleriyle aralarında sorun çıkabilir, bu inanılmaz bir hız.

Gerçekten bu imkansız bir şey. Benim takvimime göre roman daha geç çıkacaktı. Ama yayınevime “Size elimden gelenin en iyisini yaptığım bir şey gönderiyorum” dedim. Bu bir ilk roman, her şeye açığım ama gerçekten çok bağırlarına bastılar. Beni ve kitabı onurlandırdılar… Ben de hala inanamıyorum.

Hep bu kitapta olanları konuştuk, bir de olmayanı sormak istiyorum. Bu kitapta neden dört başı mamur bir aşk yok? Tüm ilişkilerin çok ciddi sorunları var…

Mutlu sonlara değil de, umutlu sonlara inandığımdan olsa gerek. Çünkü mutluluk çok kısa ve biz büyük kalabalıklar ancak mutsuzlukta eşitleniyoruz. Orada hepimiz aynı dili kullanıyoruz çünkü. Başkasının mutluluğu çok dayanılır bir şey değildir. Ama başkasının mutsuzluğu çok anlaşılır bir şeydir… İlk kez kız kardeşim okudu kitabı ve ısrarla “Bir aşk yaz, nolur” dedi. En sonunda dedim ki, “Ya, yazamıyorum, ben bildiğimi anlatabilir miyim lütfen…”

Her romanda yazarının okuduğu başka yazarların kokusu, etkisi vardır muhakkak. Bu romanda kimlerin etkisi var, kimleri okursunuz?

Çok kitap okunan bir evdi bizimkisi. Ben kitap okumaya annem babam kitap okuduğu için, onlara özenerek başladım. Bana hiç kitap oku denmedi, mesela “Evladım bırak o kitabı yemek ye” dendi. Ve çok geniş bir kütüphanemiz vardı. Annemle babamın bana kattıkları en büyük değer diye düşündüğüm şey bu zengin kütüphanedir. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Selim İleri, Isabel Allende, İnci Aral… Tüm bunların her biri o kadar büyük izler ki…

Farklı alanlarda işler yapıyorsunuz. Birinci işiniz olarak hangisi görüyorsunuz?

Ben oyunculuk okudum. Bir yazı kariyeri planım yoktu. Beklenmedik bir anda başıma geldi bu güzel şey. Bana çok şahane olanaklar sunuldu, iyi değerlendirdim, işlerim çok güzel iltifatlar aldı, şanslıydım. Geriye dönüp baktığımda o hazırlıksız çocuğun yazı yazmayı öğrenişini görüyorum. Farklı alanlarda iş yapıyor olmak, istemediğim işi yapmama özgürlüğü veriyor bana. İki sene dizi çekmeyebilirim ama yazı yazarım. Yazı yazmak için öğrenmeye ihtiyacım var dediğimde oyunculuk yapabilirim. Oyunculuk olmadan yaşayabilirim ama yazmazsam hastalanabilirim…

840 bine yakın takipçiniz var Twitter’da… Böyle bir şey nasıl mümkün olabiliyor, muazzam bir rakam…

Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum… Çok endişe ve şüpheyle bakıyorum o yüzden. Şaka bir yana, çok yoğun kullanan biri değilim Twitter’ı. Beni şaşırtan, öyle çok magazinde de olmamam. Onların içinde mutlaka yaptığım işe ilgi duymayan insanlar da vardır. Ama benden hoşlanmayanlar bile “sizli bizli” cümlelerle, nezaketle aktarıyorlar eleştirilerini. Bu da çok hoşuma gidiyor.

Twitter sayfanız roman için tebrikler ve sizin teşekkürlerinizle dolup taşmış.

Ne kadar güzel bir şey başladı orada. Ne bir anonsum oldu benim, ne de bir başka şey… Kitabı alan fotoğrafını çekip Twitter’a koymaya başladı. Ve tabi bunların arasında çok değerli yazar, yönetmen arkadaşlarım da var, herhangi birini unutup mahcup olmak istemediğimden isim vermeyeyim ama, bir yazar için bundan daha güzel bir destek olabilir mi?

(Milliyet Sanat- Haziran 2013)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: