SANATIN GAYRİ RESMİ TATLISI

Sanatımızın gayri resmi tatlısı kuşkusuz reçeldi. Pek iddialı sayılmazdı ama yine de hem sanata, hem sanatçıya katık olmuştu. 

Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

Şayet oyuncu Teoman Kumbaracıbaşı’nın kendi yaptığı reçelleri pazarda sattığı haberini okumasaydım, belki de meselenin farkına varmayacaktım. Önce haberden söz edelim. Birçok dizi ve filmde rol almış olan Kumbaracıbaşı, evde yaptığı süt reçellerini satmak üzere Erenköy’deki perşembe pazarında tezgah kurdu.

strawberry-jam6.jpgBir oyuncunun reçel yapıp satması, reçel-sanat münasebetinde ne ilk, ne de son… Kumbaracıbaşı, oyunculuğun yanı sıra müzikle de ilgilenen bir sanatçı. Sanat tarihimize damga vurmuş, sesi ve besteleriyle unutulmazlar arasına girmiş, dahası oyunculuk da yapmış bir isim olan Zeki Müren de reçel meselesinde anılması gereken bir sanatçı.

Zeki Müren’in üzerine damlayınca

Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde sergilenen ve ziyaretçilerin yoğun ilgisine mazhar olan “İşte Benim Zeki Müren” sergisini ziyaret edenler, Müren’in reçelle ilgili anısını da okumuştur. Müren, küçük bir çocuktur ve evde vişne reçeli yapılmaktadır. O gün Müren’in beyaz gömleğine reçel lekesi bulaşır. Giyimine küçücük yaşlarda bile çok önem veren Müren, gömleği kirlendiği için çok üzülür. Yıllar sonra ise, bir şiirinde o lekeyi de anacaktır:  “Anamın ilk tokadı/ Yaradana ilk kinim/ Kendime ilk inancım/ O meşhur reçel günü.”

Çocukluktan, anneden ve reçelden söz edip nasıl anılmaz ki Sunay Akın’ın şiiri? Hem reçel, anneyle özdeş değil midir? “(…) Ve bilmezdim/ annemin yaşantısındaki/ renkliliğin yalnızca/ raflarda dizili/ kavonozların içindeki/ reçeller olduğunu.”

Behçet Necatigil sevgilisinden isterdi

Evlatlar, annelerin gözünde hep çocuk kalıyor, reçeller de anneden bir emanet. Behçet Necatigil, “Çocuklar” şiirinde anıyordu reçeli: “(…) Sevdiği bir reçeli gün aşırı yalnız ona/ Kaşıklarla beraber büyük bir üzüntü/ Uykularda bile bitiyorsa/ Yağların şekerlerin çayların/ Annelere düşündürdüğü/ İnsanlara, tezgâhlara, kâğıtlara kolaydı/ Biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı.”

Hayır, Necatigil’in reçelle ilişkisi yalnızca bu şiirle bitmiyordu. Necatigil, sevgilisinden de kendisine reçel yapmasını istiyordu. Öğretmenlik yapan Necatigil, elbet gidecekti memleketin çocuklarına eğitim vermeye. Üstelik reçel, eninde sonunda, zannedildiğinden daha romantik bir şeydi: “Yaz ayları gelmişken/ Biraz reçel kaynat/ Vişne yahut çilekten/ Eylül ayrılık demektir/ Nafile kurtuluş yok/ Bir gidip bir gelmekten/(…) O vakit o kış kıyamette/ Ne kadar makbule geçer tatlı/ Kahvaltımı önüme serer/ Reçele ekmek banar, yerim/ Seni düşünür/ Kendi eliyle yapmıştı, derim.”

Poyrazoğlu, “Ayrılık acısına deva” diyor

Reçel dediğiniz, diyorum ya basit değil, sevgiliyi düşündürebilir de, unutturabilir de. Ali Poyrazoğlu, OT dergisine yazdı aşk acısını unutmanın “sihirli” formülünü… Formül dediğime bakmayın, belki de tarif demeliydim, reçel tarifi… Şöyle diyor Poyrazoğlu, “Herkesin bir aşk acısı merhemi vardır. Ben de reçel yapmaya aşk acısını hafifletmek için başladım.” Poyrazoğlu bir aşk acısının pençesindeyken, komşusu Behiye Hanım yetişir imdadına ve “Ben şimdi ne yapacağım Abla” diyen Poyrazoğlu’na unutamayacağı bir tavsiyede bulunur: “Reçel yapacaksın çocuğum. Reçel yaparken başka hiçbir şey düşünemezsin. Konsantre olacaksın.” Poyrazoğlu yazısında, “Aşk acısı çekenlere tavsiyemdir, mutlaka reçel yapmayı öğrensinler” diyordu.

Halit Ziya’nın hayal ötesi masasından eksik olmazdı

Behiye Hanım’ın bu tavsiyede bulunmasının sebebi yalnızca konsantrasyon meselesi olmasa gerek. Zira reçel yapıyor yahut ediniyorsanız, eşle dostla paylaşma, onlara reçel ikram etme isteği kaçınılmazdır. Yani bir nevi, yalnızlığa da ilaçtır. Reçelin lezzeti paylaşıldıkça katlanır. Yusuf Ziya Ortaç’ın “Porteler” kitabında Halit Ziya Uşaklıgil için söylediklerini anmamak olmaz: “Birinci katta, pencerelerine yapraklar değen büyük bir odada toplanırdık. Hayal ötesi bir çay masası kurulurdu. Fakir mahallelerinin sulh günlerinde bile tatmadığı, zengin konakların artık unutmaya başladığı dünya nimetlerine kavuşurduk burada: Çay, süt, sütlü kahve, kakao… Sonra, peynirlerin her çeşidi… Reçeller, reçeller, reçeller…”

İnanın bu yazıyı, “İncir Reçeli” filminin o hafızalara kazınan repliği “İncir reçeli güzeldir” ile mi, yoksa meşhur tiyatro oyunu “Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli”nde de anlatıldığı gibi “hayatın tıpkı sirke tadında böğürtlen reçeli gibi, biraz acı, biraz buruk ama bazen de tatlı” olduğunu söyleyerek mi bitireyim bilemedim… Ve fakat her halükarda, reçel sanatın gayri resmi tatlısıdır, bunu da söylemeden geçemedim…

(Gonzo Fanzin’in Nisan-Mayıs sayısında yayımlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: