BÜYÜLÜ FENERDEN 3 BOYUTLU YAPIMLARA SİNEMANIN YOLCULUĞU: SİNEMAYI DEĞİŞTİREN 100 FİKİR

David Parkinson’un “Sinemayı Değiştiren 100 Fikir” kitabı sinema tarihinin mihenk taşlarını anlatıyor. Kitap sinema tarihine yön veren teknik ilerlemelerle birlikte,  tartışmaları, ölümlere neden olan çalışma koşullarını ve komünist sinemacıların fişlendiği “kara listeyi” de ele alıyor.

co-cinema_500x675Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

David Parkinson’un kaleme aldığı, kronolojik bir sıra takip edilerek sinemanın kilometre taşlarının anlatıldığı “Sinemayı Değiştiren 100 Fikir” kitabı, filmlerin gelişim ve dönüşüm sürecine ayna tutuyor.

Kitap sesin yahut dijital efektlerin sinemaya etkilerinin yanında, sinema emekçilerinin yaşadığı zorluklardan, kadın temsili konusunda yaşanan tartışmalara kadar sektörde yaşananların sosyal boyutunu da aktarıyor.

ÖLÜMLERE NEDEN OLAN SET KOŞULLARI

Sinema emekçilerinin bugün hâlâ mağduru olduğu, sağlıklı çalışma koşullarının sağlanmamasına dair ilk örnekleri hatırlatıyor Parkinson. Aksiyon sahnelerinin yoğun olduğu filmlerde, oyuncuların dublör kullanıp kullanmadığı haberlerde ön plana çıkarılan detaylardandır. Kitaba göre, ilk dublörler akrobat, rodeocu, sporcu ve vücut geliştiricilerdi. Hollywood’da 1925-1930 yılları arasında film çekerken 10 bin 794 yaralanma vakası gerçekleşmişti. Tabii ki bunlar sadece kayıtlı olanlardı. Kitaptaki veriler, bunlardan 55’inin ölümcül yaralanmalar olduğunu gösteriyor. 1903’te Büyük Tren Soygunu filminde Frank Hanaway’in vurulup atından düşerek ölmesi, sonraki yıllarda yaşanacak sıkıntıların ilk emsaliydi. Sağlıksız koşullar sadece insanlar için değil, hayvanlar için de acı sonuçlara neden olabiliyordu. Düşen at görüntüsü çekebilmek için atları telle düşürmek, onlarca atın ölümüne neden olmuştu. Bugün, bir sahne çekebilmek adına hayvanlara zulmetme halleri hâlâ ayyuka çıkabiliyor.

0004297_sinemayi-degistiren-100-fikir_480KOMÜNİSTLERE YÖNELİK ‘KARA LİSTE’

Hollywood’un kapitalizm temelli ideolojik bir aygıt olmasında köşe taşlarından biri “Amerika’ya Karşı Çalışmaları Araştırma Komitesi”nin Hollywood’daki komünizm soruşturmasıydı. Komünist oldukları gerekçesiyle kara listeye alınan, iş verilmeyen, soruşturmalarla üretimlerine ket vurulan sinemacıları da hatırlatıyor kitap. Kara listedeki Yazar Dalton Trumbo, Robert Rich takma adıyla yazdığı “The Brave One” filmiyle 1956’da Akademi ödülü kazanınca, Hollywood filmlerinin pek çoğunda takma isimlerle de olsa kara listeye alınan sinemacıların imzası olduğu ortaya çıkmıştı. Bu baskı dönemine karşı mücadele farklı alanlar da yaratmıştı kuşkusuz. Süreç bağımsız prodüksiyonu teşvik ederek stüdyo sisteminin çöküşüne neden olmuştu. Parkinson bu yıllara dair “Hollywood’un 1960’ların ortasına kadar içinde debelendiği ahlaki uyuşukluk ve entelektüel durağanlığa da neden olmuştur” diyor.

FEMİNİST BAŞKALDIRI

1970’li yıllarda ses getiren “Feminist sinema kuramı” da sinemayı etkileyen unsurlardan biri olarak kitaptaki yerini alıyor. Parkinson, “Kodlar ve kurallar, kadınlara sadece iki tipte izleyici olma seçeneği bıraktı: Perdedeki kadın karakterlerin pasifliğini kabul etme ya da onun için böylesine duyumsal bir idealizmin tezgahlandığı erkek bakışını yüklenme” ifadelerini kullanıyor. Kitapta, bu dönemde güçlü, bağımsız kadınların canlandırıldığı filmlerin piyasaya çıktığını hatırlatılıyor. Kuşkusuz bu sinema endüstrisi açısından önemli bir gelişmeydi. Ancak özellikle Hollywood sinemasının yapısı itibariyle kadın temsili açısından hâlâ ciddi sorunlar içerdiğini belirtmekte fayda var. Parkinson, “Feminist sinema kuramı 1970’lerde bu toplumsal cinsiyet dengesizliğine radikal biçimde başkaldırdı, ama gerçekten de değişen bir şey var mı?” diye soruyor, yanıtı ise malum…

“Sinemayı Değiştiren 100 Fikir” hem teknik, hem teorik alanda örneklerin yer aldığı bir kitap. Sinemanın, “büyülü fener” olarak kısa görüntüler sergilenen ve ilkel bir projeksiyon cihazından ibaret olduğu yıllardan bugünün dijital efektli, üç boyutlu haline dek olup bitenleri derliyor. Sinemanın hem sanatsal, hem ideolojik karşılığının irdelendiği kitap, sinemaya dair yeni bir fikir edinmeye ve var olan bakışta değişikliklere neden olabilecek unsurlara sahip. Ancak görünen o ki, teknik büyük bir hızla ilerlese de, hegemonyanın ideolojik aygıtı olması itibariyle bazı şeyler sektörde pek de değişmemiş.

(19 Aralık 2015’te Evrensel’de yayımlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: