GREV YASAKLAYAN KANUNA “ESER” DİYENLERDEN, 1300 LİRAYI “MÜJDE” GÖRENLERE: SÜLEYMAN SOYLU’NUN YANINDAKİ CELAL BAYAR VE RECEP PEKER’Dİ

Açlık sınırının altındaki asgari ücret malum basında ‘müjde’ çığlıklarıyla verildi. Asgari ücreti açıklayan Çalışma Bakanı Soylu, ‘Milletimiz memnun’ demekte hiçbir sakınca görmedi. 1300 lirayı alkışlayan gazetelerin ve Soylu’nun yanıbaşında ise 80 yıl önce 1936 İş Kanunu’nda işçiyi günde 13 saat çalıştırıp grev hakkını yasaklayan, sonra da bunu ‘Çalışkan zümrenin sabırsızlıkla beklediği eser, dengeyi kurduk’ diye yorumlayan Celal Bayar ve Recep Peker duruyordu.

suleyman-soyludan-operasyon-yorumu-IHA-20131219AW000358-4-t

Süleyman Soylu.

Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

Asgari ücretin net 1300 lira olarak belirlenmesi malum medyaya “müjdeymişçesine” yansıdı. Bu gazetelerin gündeminde kuşkusuz açlık sınırının 1385 lira 26 kuruşa, yoksulluk sınırının 4 bin liraya dayandığı gerçeği yoktu.

Mevzuu genel olarak sevinç tamtamlarının ardından patronların cebinden çıkacak olanın hesabı üzerinden yürüyordu. İşverenlerin “ek yükü” hesaplanırken, emek-sermaye çelişkisi de, artı değer de bu gazetelerin umurunda değildi. Onlara göre patronların işçilere “ekmek verdiği yetmiyormuş gibi”, bir de bu,“zam” ile taçlandırılıyordu. Haberi “İşçi ve işverene yeni yıl müjdesi”, “Asgari ücretliye yeni yıl müjdesi” diye vermekte bir beis görmüyorlardı.

Sayfalarına, sermayenin yanıbaşından nasıl da toplumsal bir ahenk yaratıldığı, nasıl da patron-işçi elele milli bir birlikteliğe yüründüğü zırvalıklarını işlemişti. Tıpkı bundan 80 yıl önce çıkarılan, işçinin grev hakkının yasaklandığı ve önce yılda 90 gün, ardından neredeyse tüm yıl fazla mesaiye mecbur edildiği 1936 İş Kanunu’nun yansımalarında olduğu gibi.

FAŞİST İTALYA İŞ MEVZUATINDAN ALINMA KANUN

1936 yılı Korkut Boratav’ın Türkiye İktisat Tarihi kitabında “korumacılık” ve “devletçiliğin” belirleyici olduğunu söylediği döneme denk geliyor. Boratav’ın “Kapitalist dünya ekonomisi bakımından büyük buhran yılları” diye nitelendirdiği süreç, çok geçmeden 1939 yılında 2. Dünya Savaşı’nı karşılayacaktı. Bu koşullar altında uzun süre tartışmaları süren ve 1936’da kabul edilen İş Kanunu’nda, Kemal Karpat’ın “Türk Demokrasi Tarihi” kitabında belirttiği üzere faşist İtalya iş mevzuatından yararlanılmıştı.

Bekleneceği gibi kanun, sermayenin lehineydi; işçinin üzerine ağır yükler bindiriyordu. Kanuna göre bazı iş kollarında yılda 90 gün, işçiler günde 13 saat çalışacaktı. Üstelik kanun, “Grev yasaktır” diyordu. Grev yapanlar önce para, ardından hapis cezasıyla cezalandırılacaktı. İşçiler çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle toplu olarak iş bırakamayacaktı. İşçi ile patron arasındaki bir anlaşmazlık halinde ise bir hakem kurulu oluşturulacaktı. Karar mercii ise nihayetinde zaten sermayenin yanında yer alması kaçınılmaz olan bürokratlar olacaktı.

Celal_bayar

Recep Peker (solda) ve Celal Bayar.

RECEP PEKER’İN ‘SINIFÇILIK ŞUURU’ KORKUSU

İşçiler aleyhine bu ağır yaptırımların bulunduğu kanuna dair vekillerin yaklaşımı ise aslında şaşırtıcı değildi.

Taner Timur’un, “Türk Devrimi ve Sonrası” kitabında aktardığı üzere İktisat Vekili Celal Bayar kanuna dair “Çalışkan bir zümrenin sabırsızlıkla beklemekte olduğu bir eser” diyecek kadar ileri gitmişti. Başka bir milletvekili ise “Türk işçisi bedenini veya fikrini, sırf menfaat mukabili olarak başkasına kiralayan kimse değildir” demişti.

Kanunun kabulüne dair Recep Peker, “Yeni İş Kanunu sınıfcılık şuurunun doğmasına ve yaşamasına imkan verici hava bulutlarını ortadan silip süpürecektir. Bu kanunla milli hayatla iş alanında muvazene kurulacaktır” buyurmuştu. Taner Timur’un belirttiği gibi, işçilerin temsil edilmediği mecliste, işçiler hakkında övgülerle bir kanun geçiyor, ortaya çıkması mümkün bir işçi hareketi endişesine karşı güya bir “muvazene” kuruluyordu. Sınıf bilincinden ölesiye korkanlar, “kendi dengelerini” koruma korkusuna kapılıyordu. Her ne hikmetse bu denge, yalnızca işverenin küfesine ağırlık koymaya yarıyordu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu “Biz burada refahın, istihdamın artmasını, kayıt dışını ortadan kaldırmayı ifade eden bir anlayışı ortaya koymak istiyoruz. Reform ve eylem programlarımızı uygulama konusundaki adımlar milletimizin şehadetinde gerçekleştirilmektedir” derken… “Milletimiz de çok memnun. Ortaya atılan bu adım hem milletimizin hem çalışanlarımızın önemli bir adımı olarak nitelendiriliyor” diye konuşurken, 1936’nın mimarlarının 80 yıl sonra vücut bulmuş hali ve temsilcisi oluyordu. Sermayenin yanındakiler, hep yaptıkları gibi işçileri övüp onları açlığa mahkum ediyor, sonra da saltanat vakanüvisleri aracılığıyla bunu bir müjdeymişçesine sunuyordu. Soylu konuşurken, dikkatli bakanlar muhakkak görmüştür, hemen arkasında Celal Bayar ve Recep Peker gülümsüyordu…

(3 Ocak 2016’da Evrensel Pazar’da yayımlanmıştır.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: