HOLLYWOOD’DAN KADINLARA: BİR KADIN OLARAK SUS

Hollywood sineması erkek egemen bakış açısına sahip filmler üretmeyi sürdürüyor. Filmlerde kadınlar aciz, bir erkeğe yaslanmadan mutluluğa ulaşamayan tiplemeler olarak resmediliyor.

20226_478645878975578_2295087662364762723_nHakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

Amerikan sinemasının son dönemde birbiri ardına piyasa sürdüğü Çılgın Kalabalıktan Uzak, Jurrasic World, Antman, Mission Imposible 5 gibi filmler, kadın temsilleri konusunda yine ciddi problemler teşkil ediyor.

Kimi sinema yazarlarınca “feminist” bir film olarak gösterilen Çılgın Kalabalıktan Uzak filminde, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, Carey Mulligan’in oynadığı Bathsheba Everdene’in nihayetinde yine bir erkeğin “kanatları altına” girmesi gibi bir sonuçla karşılaşıyorduk. Jurrasic World’de Bryce Dallas Howard’ın oynadığı Claire, filmin başında aile kavramına inanmıyor, çocuk yapmak gibi bir planı yok ve uzun süreli ilişkilere pek yatkın değil. Sonunda olanlar çok şaşırtıcı olmasa gerek; aileye olan inancı ortaya çıkıyor ve ciddi bir ilişkinin ilk adımını atıyor.

“Tek başınalığına” senaristler izin vermiyor. Antman filminde, Evangeline Lilly’nin canlandırdığı Hope, film boyunca “Erkeklere sorun çıkaran şımarık kadın” oluyor, bir süre sonra aile bağlarının önemini fark ederek yıllarca kızgınlık duyduğu babasının aslında pek de haklı olduğunu görüyor. Bir de elbette fol yok, yumurta yokken Başkahramanımız Antman’le öpüşüveriyor. Sonuçta elde yine tek boyutlu ele alınmış, karakterden ziyade tipleme olarak karşımıza çıkan bir kadın var. Gösterimdeki Mission Imposible 5’te de durum farklı değil. Rebecca Ferguson’un hayat verdiği Ilsa, bütün yeteneklerine ve zekasına karşın sonunda yine erkeğe muhtaç olarak resmedilmiyor mu? Tüm bu örnekler elbette yeni değil, Hollywood, kadını tek başına ayakta durmayı başaramayan, aileden koptuğu anda problemler karşısında adeta aciz hale gelen kadınları anlatmayı on yıllardır sürdürüyor.

BİREYSELLİĞİNDEN VAZGEÇEN FEDAKAR KADIN ROLLERİ

Hollywood filmlerinin yapısı ile ilgili Douglas Kellner ve Michael Ryan’ın kaleme aldığı “Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası” isimli kitapta kadınların konumunun cinsel fetişlere indirgenmesi ile ilgili olarak,  “Bunun nedeni belki de, erkeklerin, narsistik psikoseksüel bütünlüklerinin zedelenmemesi için reddetmeye çalıştıkları, kadının farklı cinselliğinden (fallusun yokluğu) yansıyan tehditkar bir cinsel gücün varlığıydı” deniyor. Görülüyor ki, Amerikan filmlerinde kadın figürünün aile yapısına, annelik olgusuna karşı duruş sergileyerek hayatta güçlü kalmayı başardığı örnekler son derece sınırlı. Hollywood, bu perspektiften bakıldığında kadına cinsel bir nesne gözüyle bakmanın yanı sıra, aile kurması, anne olması ve toplumun dayattığı yapıdan uzaklaşmaması yönünde fikirler telkin ediyor.

Erkeklerin dostluğunun ele alındığı filmlerde, kadınlar dostlukta bir alışveriş göstergesi olarak yer alır. İki erkeğin aynı kadına arzu duyması gibi… Dolayısıyla Hollywood, kameralarının ardında bireysel değilse dahi zihinsel olarak erkek gözü olan bir sektördür. “Erkek” filmlerinde kadının yüceltilmesi ise, kadının “fedakarlığı” üzerinden yapılır. Süreyya Çakır’ın “Popüler Sinemada Kadının Sunumu ve Aşk İzleği” başlıklı makalesinde de belirttiği gibi, erkek karakterlerin merkeze alındığı filmlerde kendinden vazgeçen, fedakarlık yapan kadın; ailenin ve toplumsal dokunun baskın hakimiyetinin sürdürülmesine hizmet edecek şekilde kurgulanmıştır. Kadın, bireyselliğinden fedakarlık edip kendini erkeğe ya da çocuğa adadıkça, fiziksel ya da “zihinsel” olarak öldükçe kutsanıyor.

ŞERİF, RAHİP YA DA POLİS: ERKEK KURTARICILAR

Filmlerde karşımıza çıkan “kurtarıcıların” da istisnalar dışında erkek olduğunu vurgulamakta fayda var. Şerif, polis yahut rahip olarak karşımıza çıkan otoriter erkek karakterler, filmlerde adeta birer “sığınak” olarak gösterilir. Filmler açıkça ataerkil yapıdan uzaklaşılırsa, uzaklaşan kişinin başına tatsız şeyler geleceğini, zor durumda kalan kişilerin de ancak benzeri bir baba figürüne “sığınması”, onun kontrolüne girmesi ile problemlerini çözebileceğini vurgular. Kadına burada Hollywood’un “uygun gördüğü” rol, “baba”nın kontrolüne girmek ve “anne-eş” olmaktır.

Filmlerde kadın figürünün, aile yapısına itiraz ederek kopması görülebilir. Ancak bu gibi durumlarda da finalde kadın başka bir aile kurma yoluna girer. Filmlerde, erkek hegemonyasına karşı mücadele veren kadın, sonunda bağımsız kalmak yerine başka bir hegemonyaya bağlanma konumuna gelir.

Hollywood, kadınların mücadelesine yönelik bir karşı duruş sergiliyor ve erkek egemen toplumun argümanlarını yeni baştan üretiyor. Filmler, kadının temsili açısından bakıldığında, kadını köleleştirme konusunda açık yahut değil, bir misyon üstlenmiş durumda oluyor.

Eril dili sürdürerek varlığını devam ettiren filmlere bakarak, kadın hareketini destekleyecek argümanlar bulmaya çalışmak pek de gerçekçi olmasa gerek. Zira birbirinin kopyası bu filmlerden “feminist bir çıkış” ummak, safiyane bir beklenti içine girmekten başka bir şey olmuyor.

(Evrensel gazetesinde 21 Ağustos 2015’te yayımlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: