ERDOĞAN VE REMZİ GÜR’ÜN AKÇELİ KONUŞMALARINI YAYIMLAYAN GAZETECİ ODATV’YE KONUŞTU

Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

Ergenekon Davası kapsamında 4 yıl tutuklu bulunduktan sonra 16 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Eski Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım cezaevinde ikinci kitabını yazıyor. Gazeteci Deniz Yıldırım, tutuklu gazeteciler ve cezaevi hayatı ile ilgili sorularımızı avukatları aracılığı ile yazılı olarak yanıtladı. Yıldırım yeni kitabının Ergenekon Davası üzerine olduğunu belirtti.

Deniz Yıldırım’ın hapiste olmasının bugünü polis operasyonlarıyla ilgisi var.

Zira Yıldırım’ın Başbakan Erdoğan’ın iş adamı Remzi Gür’le yaptığı akçeli telefon görüşmesini yayınlaması “suç delili” olarak karşısına çıktı ve hüküm giydi.

Hatırlanacağı gibi; gazeteci Yıldırım Başbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye için işadamı Remzi Gür’den 20-25 bin (dolar) istiyordu. İşadamı Remzi Gür de bu isteği “Hay hay efendim hemen” diye yanıtlıyordu.

Silivri Cezaevi’nde meslektaşı Hikmet Çiçek’le aynı koğuşta kalan Deniz Yıldırım, Ergenekon Davası’nın ünlü tanıklarının mahkemedeki anlatımlarını içeren bir kitap üzerinde çalışıyor. Deniz Yıldırım, sorularımıza verdiği yazılı yanıtta, “Örneğin Fehmi Koru her yerde ‘Ergenekon Terör Örgütü’nden bahsederken, mahkemede ‘Herhangi bir bilgim yok’ dedi. Kısacası medyada buldukları her platformda konuşanlar, mahkemede nasıl sustular, bunun kitabını yazıyorum” diyor. Yıldırım ayrıca medya ve paradigma üzerine akademik bir çalışma yaptığına değinerek ileride bunu da kitaplaştırmayı düşündüğünü ifade ediyor.

“TAYYİP’İN VOLELERİ” KİTABINDAKİ BİLGİLER YALANLANMADI

Deniz Yıldırım, 9 Kasım 2009’da tutuklanmış, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili yolsuzluk iddialarına dayanan ilk kitabı “Tayyip’in Voleleri”ni 2011’de cezaevinde yazmıştı. Yıldırım ilk kitabının belgeli ve araştırmacı gazeteciliğe dayanan bir çalışma olduğuna değiniyor. Kitaptaki hiçbir bilginin yalanlanmadığını vurgulayan Yıldırım, “Kitapta yer alan hususlarla ilgili olarak Bakan Hayati Yazıcı açtığı davayı kaybetti ve beraat ettim. Kitapla ilgili açılan tek dava buydu” diyor.

“4 YILI AŞAN TUTUKLULUĞUN HESABI SORULMALI”

Deniz Yıldırım, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ergenekon Davası kararlarının Yargıtay aşamasındaki beklentileri ile ilgili sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

“Şayet Yargıtay; olmayan, bugüne kadar varlığı hiç kimse tarafından ispatlanamayan, örgüt üyeleri yahut yöneticileri oldukları iddia edilen ve fakat hiçbir sanığın varlığını dahi kabul etmediği bu sözde örgütün varlığına hukuku hiçe sayarak, davanın her aşamasında gördüğümüz siyasi unsurların etkisinde kalarak karar verirse, benim de 10 yıl 6 ayı örgüt üyeliğinden, Recep Tayyip Erdoğan’ın telefon konuşmalarını (ki bunlardan biri KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş aleyhine, bir diğeri Remzi Gür’den istediği paraya, diğeri ise Aydın Doğan’ın tehdit edilmesiyle ilgilidir.) haberleştirmekten de 6 yıl 4 ay olmak üzere aldığım tüm cezalar onanacak demektir.”

Ancak yine de umudunu kaybetmediğini belirten Yıldırım, “Türkiye’de bir yerlerde biraz hukuk varsa, Türk Ceza Kanunu, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yürürlükteyse ve başka başka mahkemelerde verilen ‘haberlerde kamu yararı vardır’ şeklindeki kararlar emsal karar olarak dikkate alınacaksa o zaman bu kararın bir an önce bozulması gerekir” diyor. Yıldırım ayrıca 4 yılı aşan tutukluluğuna sebep olanlardan bunun hesabının sorulması gerektiğini düşünüyor.

SUÇ SAYILAN SES KAYITLARINI ÖNCE VATAN YAYINLADI

İddianamede Deniz Yıldırım’a yöneltilen suçlama şu: “Deniz Yıldırım’ın, (Tayyip Erdoğan ve AKP’lilere ait) ses kayıtlarını yayınlaması örgüt üyeliği ile birlikte devlete ait belgeleri temin etme ve kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları yayınlama suçunu oluşturmaktadır.” Ancak Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, 18 Ekim 2009’da Aydınlık’ta yayınlanan söz konusu kayıtların tüm gazetelerin Ankara temsilciliklerine gönderildiğini ve kendilerinin bunu Aydınlık’tan 6 ay önce haberleştirdiklerini 13. Ağır Ceza Heyeti önünde söyledi.

Yıldırım, Devecioğlu’nun açıklamasını ve kendisine verilen cezayı şöyle yorumluyor: “Bunları söylediği gün Tayfun Devecioğlu genel yayın yönetmenliği görevinden alınmıştır. Buradan da görüldüğü üzere, medyaya yönelik baskı bazen tutuklama, bazen de işten atılma şeklinde kendini göstermektedir. Bunların tamamı sansürdür. Bizim de şansımıza tutuklama düştü demek ki…”

MEDYA VE SİYASET DÜNYASINDAN DESTEK OLAN İSİMLER

Cezaevi günlerinde kendisine en çok desteğin başta Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi’den geldiğine değinen Yıldırım, “Bunların dışında, Tufan Türenç, Pınar Türenç, Ali Sirmen, Yazgülü Aldoğan, Melih Aşık, Yalçın Bayer, Yavuz Selim Demirağ, Ertuğrul Özkök, Mine Kırıkkanat ve daha ismini sayamadığım bir çok gazeteci, yazılarıyla ve cezaevi ziyaretleri ile destek oldular. Siyaset dünyasından ise; Kemal Kılıçdaroğlu, Hüsamettin Cindoruk, Bülent Tezcan, Atilla Kart, Veli Ağbaba, Mahmut Tanal, Birgül Ayman Güler, Melda Onur gibi isimleri sayabilirim” diyor.

GAZETECİLER “MANEVİ” İŞKENCELERİ YAZMADI

Deniz Yıldırım’a Ergenekon Davası sürecine medyanın yaklaşımı konusundaki görüşlerini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor: “Duruşmalarda da gördüğümüz kadarıyla, duruşmaları izleyen gazetecilerin neredeyse hiç biri orada yaşanan hukuk cinayetlerini, insanlara yapılan “manevi” işkenceleri yazmadılar, yazamadılar. İstanbul’dan kilometrelerce uzaktaki bir duruşma salonunda yaşananları imkânı olanlar gelerek gördüler. Zaten burada oynanan tiyatroyu bir kere izlemek bile neyin ne olduğunu anlamak için, bu davaların nasıl kurgulandığını ve ne kadar temelsiz olduğunu görmek için yeterliydi.”

İKTİDARIN İSTEDİĞİ GAZETECİ PROFİLİ

Deniz Yıldırım tutuklu gazeteciler konusunda AKP’nin kendi medyasını yaratabilmek için önce muhalif gazetecileri tutuklattığını, sonra merkez medyaya mali operasyonlar başladığını öne sürüyor. Sonraki aşamada AKP’nin yazarları işlerinden attırdığını iddia eden Yıldırım, tüm bunların otosansürü kendine layık gören bir gazeteci profili oluşturabilmek için olduğuna değiniyor. “İktidarın istediği gazeteci, kendilerini üzmeyen ve mutlak otoritesini sorgulamayan bir gazetecilikti. Sanıyorum bunu da başardılar” diyor. Yıldırım, tutuklu gazetecilerle ilgili hükümetin tutumunu, “Konuyla ilgili Avrupa’dan da çok fazla eleştiri alıyorlar ama bildiğiniz gibi her eleştiriye verecek bir cevapları mutlaka var” şeklinde yorumluyor. Sansür konusunda Deniz Yıldırım şunları söylüyor:

“Basına uygulanan sansürü görmezden gelemezsiniz. Bu konuyla ilgili hazırlanmış onlarca rapor mevcut. Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi Raporu, Sınır Tanımayan Gazeteciler Raporu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Tutuklu Gazeteciler Raporu, Türkiye Gazeteciler Sendikası Raporu, Tutuklu Gazetecilere Özgürlük Platformu Raporu, Türkiye Basın Konseyi Raporu bunlardan sadece bir kısmı. Tutuklu gazeteciler sorunu tüm bunlardan bağımsız düşünülemez.”

“BAŞBAKAN GAZETECİLİĞİMİ TARTIŞACAK DURUMDA DEĞİL”

Yıldırım, Ergenekon Davası’ndaki savunmasında, hiçbir tanık ya da gizli tanık ifadesinde örgüt üyeliği ve diğer suçları destekleyen cümle olmadığını, tanık ifadelerinde adının dahi geçmediğini belirtiyordu. Yıldırım’a savunmasındaki bu ifadelerini ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’deki tutuklu gazeteciler için sarf ettiği “Gazetecilik faaliyetlerinden tutuklu değiller” cümlesini hatırlatıyoruz. Yıldırım şu bilgileri veriyor: “Bunlar sadece benim iddialarım değildir. Dosyada bulunan tüm duruşma tutanakları ile de sabittir. Ben uluslararası basın kartı sahibi bir gazeteciyim. Aynı zaman da Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği üyesiyim. Üstelik uluslararası basın kartı ile Dünya’nın her yerinde profesyonel olarak gazetecilik yapma hakkına sahibim. O yüzden Başbakan’ın söylemleri benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Gazeteciliğimi tartışabilecek durumda değil ne yazık ki…”.

CEZAEVİNDE BİR GÜN NASIL GEÇİYOR

Deniz Yıldırım, Hikmet Çiçek ile birlikte kaldıkları koğuşta bir günün nasıl geçtiği ile ilgili sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

“Sabah saat 08:00’de sayımla kalkıyoruz, kahvaltı falan derken, 10:30 gibi gazeteler geliyor. Her gün 12 gazete alıyoruz. Öğleye kadar gazeteleri okuyoruz. Öğleden sonra spor yapıyorum. Akşamüzeri yazacağım konuları belirleyip çalışmaya başlıyorum. Bu süreç gece 12’ye, 1’e kadar sürüyor. Bu arada gün içerisinde ziyaretçilerimiz, neredeyse her gün de avukatlarımız geliyor.”

Deniz Yıldırım, Hikmet Çiçek ve kısa bir süre öncesine kadar birlikte kaldığı Tuncay Özkan ile aralarında zaman zaman tartışmalar olup olmadığı konusundaki sorumuza şu yanıtı veriyor: “Çoğu zaman medya üzerine politik gelişmelerle ilgili aramızda konuşuyoruz. Her birimiz ayrı birer birey olduğumuz için de mutlaka tartışmalar yaşıyoruz, ama en son tartışma konumuz şuydu bir örnek vermek gerekirse: Organik tarım mı, endüstriyel tarım mı dünyayı açlıktan kurtarır?

ÇIKINCA ALBÜMLE KÖŞEYİ DÖNMEYİ PLANLIYORUM

Deniz Yıldırım’ın cezaevine girmeden önce müziğe olan ilgisi cezaevinde de devam ediyor:

“Uzun yıllar yan flüt başta olmak üzere bazı nefesli enstrümanları çaldım. Ancak cezaevinde gitara yoğunlaştım. Boş zamanlarımız olduğu için, besteler ve düzenlemeler yaptım. Buradan çıkınca bir albümle köşeyi dönmeyi planlıyorum. İddialıyım bu konuda!”

Günün büyük bir bölümü okuma ile geçiren Yıldırım, en son Hakan Günday’ın “Daha” isimli kitabını okuduğunu ifade ediyor. Emrah Serbes’in bütün kitaplarını okuduğunun altını çizen Yıldırım, başucu kitabının Murat Menteş’in “Korkma Ben Varım” isimli eseri olduğunu belirtiyor.23.12.2013-Odatv

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: