DELİL YETERSİZLİĞİ DE NEYMİŞ: ÜZME TATLI CANINI, BUNLAR DA YETER

Türkiye’nin hukuk tarihini sözde deliller üzerinden yazacak olsak karşımıza pek tuhaf nesnelerden mürekkep uzunca bir liste çıkar. Bir süre önce Adana’da gözaltına alınan iki kişinin evinden çıkan bileklik; sarı, kırmızı ve yeşil renkler taşıdığı için suç delili olarak değerlendirildi. Bu coğrafyada mesele delilse ve niyet malumsa, her nesne suç unsuru sayılmak için yetiyordu nihayetinde.

adalet ağaoğlu

Komşusu, delil olur korkusuyla Tolstoy fotoğrafını Ağaoğlu’na vermişti.

Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

12 Mart muhtırasıyla beraber ağır bir baskı ortamı yaratılmıştı. Bir sabah, Adalet Ağaoğlu’nun kapısı çalındı. Gelen Ağaoğlu’nun karşı komşusuydu. Kadının elinde bir Tolstoy fotoğrafı vardı. Kadın, nezaketle fotoğrafı Ağaoğlu’na uzattı ve “Adalet Hanım, böyle şeylerden sizde çok vardır nasıl olsa. Bunu da alır mısınız” dedi ve ekledi “Bir konferans için gittiğimde ‘işte orada’ armağan etmişlerdi de…” Kadının adını anmaktan bile çekindiği yer Sovyetler Birliği’ydi. Belli ki evinin basılmasından ve Tolstoy fotoğrafının “suç delili” sayılmasından endişe etmişti. Haksız da değildi hani, o yıllarda sakallı ve yazar bir Rus’tan daha tehlikeli ne olabilirdi?

“Delil” olma konusunda fotoğraf kadar önem taşıyan bir diğer şey  ise yazılardı.Yazının muhteviyatı, kim tarafından yazıldığı ya da çevrildiği ise polis için fark etmiyordu. Tıpkı Aziz Nesin’in başına gelenler gibi…

aziz nesin

Aziz Nesin uzunca süre Fransızca bilmediğini ispat etmeye çalıştı.

FRANSIZCA ÇEVİRİYİ NESİN Mİ YAPTI?

Aziz Nesin, “Yeni Baştan” dergisini çıkardığı günlerde Fransızca bir kitabın tercümesi eline geçti. Kitabın yalnızca önsözünü dergisinde yayımladı. Birkaç güne kalmadan tutuklandı ve kitabı çevirmekle suçlandı. Aziz Nesin dilinde tüy bitercesine anlattı çevirmediğini. Ama mahkum oldu. İşin acı yanı ise, Aziz Nesin’in Fransızca bilmemesiydi.

Yazı demişken kitapları anmamak olmaz. Darbe dönemlerini yaşayanlar için kitap yakma hadisesi hâlâ çok canlı anılardır. Kitap yakma ile karşı karşıya kalan binlerce kişiden biri de Gültan Kışanak’tı.

BDP GENEL BASKAN YARDIMCISI GULTAN KISANAK, PARTISININ TBMM GRUBUNDA KONUSMA YAPTI. (ANADOLU AJANSI - CEM OZDEL) (20100223)

Kışanak da kitaplarını yakmak zorunda kalmıştı.

‘KİTAPLAR KALIN OLDUĞUNDAN KOLAY YANMIYORDU’

Kışanak, 12 Mart sürecinde öğretmen okulunda okuduğu sıralarda ağabeyi sürgüne gönderildi. Kışanak’ın babası sosyal demokrat biriydi. Ancak yine de ailesinden herhangi birinin başına daha kötü bir olay gelmemesi için tedbir almaya karar verdi. Herhangi bir ev baskınında “delil” olarak görülebilecek bir yığın kitap vardı evde. Evde ne kadar kitap varsa, hepsini bahçede yaktı.

Gültan Kışanak verdiği bir röportajda o günleri şöyle anlattı: “Nerdeyse sabahtan akşama kadar sürmüştü o kitap yakma işi. Kitaplar kalındı ve kolay yanmıyordu. Kürekle karıştıra karıştıra tutuşturmuştu babam.”

tarık akan

Tarık Akan’ın ağabeyi kırmızı kaplı kitapları yok etmişti.

TARIK AKAN’IN KİTAPLARI NASIL YOK EDİLDİ

Kitaplardan kurtulmak için kullanılan tek yöntem yakma değildi. Pek çok kişi kitaplarını başka yollarla da yok etmişti.
12 Eylül sürecinde yurt dışında bulunan Tarık Akan hakkında yakalama kararı çıkmıştı. Tarık Akan, Türkiye’ye döndüğünde polisler evini bastı. Akan, evdeki kitapların başına iş açabileceğinin farkındaydı. Evde hemen kitaplığına baktı. Kitaplığının yarısı boştu, görünen o ki, Akan yurt dışındayken ağabeyi evdeki “sakıncalı” sayılabilecek kitapları ortadan kaldırmıştı. Yine de tutuklanmaktan kurtulamayacaktı. Salıverildikten sonra ilk iş ağabeyine kitapları ne yaptığını sordu. Akan’ın ağabeyi kitaplıkta ne kadar kırmızı kaplı kitap varsa hepsini alıp teker teker denize atmıştı! Atılan kitapların bazıları denizde yüzmeye başlayınca korkmuş, tüm kitapları toptan denize fırlatmış ve kaçmıştı.

Yalnızca fotoğraflar, yazılar ve kitaplar mı? Elbette hayır. Bazen bir aksesuar da suç delili sayılabiliyordu.

AKSESUARDAN KIYAFETE DELİLLER GEÇİDİ

Üniversite öğrencisi Cihan Kırmızıgül, Kağıthane’deki bir durakta otobüs beklerken gözaltına alındı. O gün bölgede bir markete molotof atılmıştı. Suç delili olarak gösterilen şey, Kırmızıgül’ün boynunda puşi olmasıydı. Olaya Kırmızıgül’ün dahil olduğuna dair hiçbir tanık ifadesi yoktu. Ancak ortada puşi vardı, başka delile ne hacet! Nihayetinde Kırmızıgül örgüt üyeliği suçlaması ile 11 yıl 3 ay ceza aldı.

Bu tuhaflıklar silsilesine bir ekleme de geçtiğimiz günlerde yapıldı. Merkez medya yayınlarındaki iddiaya göre 6 genç bir polis karakolunu basmak üzereyken yakalanmıştı. Gençlerin yöresel kıyafetleri ve puşilerine dikkat çekilerek medya çoktan hükmü veriyordu. Çok geçmeden gençlerin aslında düğüne gittikleri, benzinlikte durdukları sırada gözaltına alındıkları ortaya çıktı. En ilginci de, gençlerin üzerlerindeki yöresel kıyafetleri kiralamış olmalarıydı. Gençler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ama kıyafetlerine el konuldu. Çünkü kıyafetler birer “delildi”. Durduk yere başlarına gelmedik kalmayan gençler bir de kıyafetlerin parasını kiraladıkları yere ödemek zorunda kaldılar…

Bilekliğin, fotoğrafın, kitabın, puşinin kanıt sayıldığı bir yerde adaletsizliğin hukuk sanılması da pek şaşırtıcı olmasa gerek. Zira “Kanıtın var mı” sorusunun “Gerek var mı” şeklinde yanıtlandığı bu coğrafyada öyle şeyler gördük ki, hayret etmeyi bile unutur olduk.

( 30 Ağustos 2015’te Evrensel.net’te yayımlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: