ŞAM’DA KAYISI PROJESİNİN MİMARLARI ATIF AKIN VE DİLEK WINCHESTER: MÜLTECİLERİN HİKAYELERİNİ OKUMAK YETERLİ DEĞİL

SALT Galata, büyük kentlere yönelik göçün ve ilticanın yarattığı etkileşimi anlatan “Şam’da Kayısı” projesine ev sahipliği yapıyor. Dilek Winchester ve Atıf Akın’ın hazırladığı projede, şehrin sosyal hayatında ve çehresindeki değişikliğe dair 3 dilde hazırlanan fanzinler yer alıyor. Winchester ve Akın’la “Şam’da Kayısı” projesinin etkilerini ve amaçlarını konuştuk.42724Hakan GÜNGÖR
twitter.com/bayhakangungor

Suriye’deki savaş milyonlarca insanın iltica etmesine sebep olurken, İstanbul gibi büyük kentlerdeki temas farklı etkileşimlere yol açtı. Mültecilerle kentte yaşayanların teması, ötekileştirme ve milliyetçiliğin körüklenmesini ya da mültecilerin durumlarına yönelik bir umarsızlığı da beraberinde getirdi. Dilek Winchester ve Atıf Akın tarafından kurgulanan fanzin ve sergi projesi “Şam’da Kayısı” tarih boyunca İstanbul’u merkeze alan göç dalgalarının etkileri üzerinde duruyor ve çok dilli bir üretim ve paylaşım ortamı yaratmayı hedefliyor. SALT Galata’da 21 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek olan proje kapsamında ziyaretçiler Arapça, İngilizce ve Türkçe yayına hazırlanan bir dizi fanzini edinebilecek. Proje kapsamında fanzinlere ek olarak çeşitli eser ve belgelerin de sergilendiği, 18 sanatçı ve grubun katılımcı olduğu “Şam’da Kayısı”yı, projeyi hazırlayan, Dilek Winchester ve Atıf Akın anlattı.

Panel Şam'da Kayısı 06.01.2015 0019 copy

Atıf Akın ve Dilek Winchester, Şam’da Kayısı projesine dair bir panel düzenledi.

‘İNSAN YOLDAŞ BULMAK İÇİN YAYIN YAPAR’
Yalnızca Türkiye’nin değil bütün dünyanın gündemindeki iltica konusunda bir proje yürütme fikri nasıl ortaya çıktı?

Atıf Akın: Bizim için bu süreç yaklaşık bir yıldan fazla bir zaman önce başladı. Elbette konu küresel boyutuyla herkesin gündeminde, fakat bizi özellikle üzerinde çalışmaya sevk eden İstanbul’un değişen yüzü oldu. Son iki-üç yıl içerisinde Suriye’deki savaş şiddetlendikçe, şehrin sosyal hayatında ve çehresindeki görsel değişiklikler görmezden gelinemez hale geldi. Güncel sanatçılar olarak bu konuyu, her ne kadar çok zor ve riskli de olsa ele almak zorunluluğunu hissettik.

Dilek Winchester: Bizim özellikle üzerine durduğumuz konu, sanat ve kültür üretimini göçün nasıl etkilediği aslında. Projenin iltica konusunda olduğunu söylemek bu bakımdan yanlış değil ama eksik olur. Küresel boyuttaki bu sorunun küçük ama önemli bir fragmanına bakıyoruz. Sergideki yayınlar Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere 3 farklı dilde. Bugün İstanbul’da yaşayan, Arapça konuşan sanatçı ve sanat izleyicilerine yönelik bir davet niteliğinde bu. Andre Breton’un ‘İnsan yoldaş bulmak için yayın yapar’ sözüne ithafen, sanatçı yayınları ve fanzinler aracılığıyla çok dilli bir üretim ve paylaşım ortamı yaratmayı umuyoruz ve “Şam’da Kayısı” bu olasılık üzerine açık uçlu bir girişim.

Fanzinlerde göç alan ya da göç veren bölgelerden dokular öne çıkıyor. Bu noktada “karşılaşmada” yaşanabilen ırkçılık, milliyetçilik ya da olup bitenler karşısında sessiz kalma hali ancak mağdurların hikayelerini de öğrenmekle mi mümkün?

AA: Aslında serginin tümü, katılan sanatçıların bu meseleye bakışını yansıtıyor ve her bir fanzin oldukça farklı görüş ve bakış açıları sunuyor. Ben kendi adıma bunun sadece halledilmesi gereken bir sorun değil çok katmanlı, tarihsel ve jeopolitik bir olgu olduğunu düşünüyorum. Elbette Avrupa ve Türkiye hükümetleri insani boyutta üstlerine düşen yardımları pazarlıksız olarak yapmalılar ancak bence burada durumun ve değişimin içinde yaşayan karşı karşıya gelen toplumların birbirlerini nasıl karşıladıkları çok önemli. Yaratıcılık, iletişim ve çok dillilik bu açıdan önemli kavramlar. Diğer yandan olan biteni tarihsel ve jeopolitik çerçevede anlamaya çalışırsak salt sorundan başka potansiyeller de görmek mümkün olabilir. Mağdurların hikayelerini okumak önemli ama yeterli değil. Bu yüzden de biz bu serginin hakim medyada sıkça yer alan bu tür trajedi hikayelerine elbette karşıt değil ama onları tamamlayıcı ve meselenin başta kültürel ve sanatsal yaratıcılık bağlamında farklı yönlerini ortaya çıkartan bir proje olmasını istedik.

şamda kayısı

Proje kapsamında Arapça, İngilizce ve Türkçe fanzinler hazırlandı.

ŞAM’DA KAYISI İHTİMALLERİN EN İYİSİ
“Şam’da Kayısı” adı bir bölge huzur ve refahıyla bilinirken yarın kaçılası bir yer haline gelebilir demenin bir yolu olarak mı konuldu?

AA: Aslında bunu siz söyleyene kadar düşünmemiştik ama evet bu tür bir çağrışım yaptığı da doğru.
İstanbul’da gündeme gelen bu göç konusu ile beraber düşünmeye başladık bu fanzinleri ve meseleye biraz da sanatsal ve mümkün mertebe olumlu bir açıdan yaklaşınca bu isim anlamlı geldi bize.
Şam’da Kayısı Türkçede “Bundan iyisi, Şam’da kayısı” ifadesinde geçer ve mevcut durumun olasılıklar arasında en iyi durum olduğunu ifade etmek için kullanılır. Birçok Latin dilinde ‘kayısı’, ‘damasco’dur. Bu ifade, bu tatlı meyvenin Suriye’nin başkenti Şam’ın İngilizce karşılığı olan ‘damascus’la ilişkilendirildiğine işaret eder. Ancak kayısı çok eski zamanlardan beri Ermenistan’da da bilinmekte ve yetiştirilmektedir. Meyvenin bilimsel adı olan prunus armeniaca, yani Ermeni eriği, bu kökenden türemiştir. Kayısı, kökeni ve tarihiyle, bir sembol olarak projenin odaklandığı bölgedeki hareketliliklerin ve dillerin tarihi gibi çok katmanlı meseleleri temsil ediyor ve bu duruma olumlu bir anlam atfediyor.

‘FANZİNLER DAHA TESADÜFİ VE PROVOKATİF’

Büyük dağıtım ağlarının ya da reklam sektörünün içinde olmadığı için fark edilmese de fanzin hâlâ Türkiye’de önemli bir mecra. İnternet, bloglar ve sosyal medyaya rağmen fanzinleri ayakta tutan şey ne?
AA: Fanzini ayakta tutan bir şey yok bence. Güzel tarafı kendi kendine ayakta kalabilmesi. Bu yüzden çok da sanatsal bir format. Ayrıca görsel-metin ilişkisi açısından ima ettiği üretim metodları da gösterge bilimin temel kavramlarını irdelemek veya kullanmak için çok müsait. Fanzin formatı olmayan bir yayın nosyonu olarak her zaman alt kültür grupları tarafında kullanılagelen bir ifade biçimi. Yayılması kolay ve ucuz. Fanzin daha tesadüfi veya belki provokatif karşılaşmalara sebebiyet verebilir. Fanzin formatının seçilmesi konusunda bizim için ikinci bir neden ise daha pratik. Bizim hedeflediğimiz gruptaki insanların her zaman iyi internet erişimi olamayabilir ya da en azından gerek sosyal, gerekse fiziksel olarak bu tür bir bilim, kültür ve sanat mekanında vakit geçirmek daha cazip gelebilir.
DW: Fanzin konusunda, fiziksel, basılı varlığının önemli olduğunu düşünüyorum. Fotokopiyle kolayca çoğaltılabilir olmasına rağmen kolay ulaşılabilir değil fanzinler. Bundan dolayı bir arzu ekonomisi de işin bir parçası. Sanal ortamda her şeyin her an ulaşılabilir olmasının yarattığı duygu durumundan farklı olarak fanzin, dağıtım itibarıyla yüz yüze ilişki kurmayı gerektiren, küçük topluluklara yönelik, samimi bir mecra. Çok sesliliğe sahip ve herkesin potansiyel cevabına da açık bir alan. Kendi iç dinamiğinden beslenen ve bağımsızlığını koruyabilen bir alan.

(6 Şubat 2016’da Evrensel’de yayınlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: