BU NEHİR SÖYLEŞİ ÖZEL YETKİLİLERE DERS KİTABI OLACAK: ADALET SAVAŞÇISI BURHAN APAYDIN

Usta gazeteciler Doğan Yurdakul ve Cengiz Erdinç’in, Türkiye hukuk tarihine damga vurmuş, ülkenin tarihini doğrudan etkilemiş önemli hukukçu, “adaleti arayan adam” Burhan Apaydın’la yaptıkları nehir söyleşi Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayınladı.

Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

Bir ömür boyunca adaleti aramış bu değerli avukatın hayatını anlatan kitap, bir başka hukuksuzluk örneği esnasında tamamlandı. Nehir söyleşi şeklindeki kitap tamamlanmadan Doğan Yurdakul tutuklandı. Bu esnada devreye Gazeteci Cengiz Erdinç girdi ve kitabı tamamladı. Kitap bittiğinde Doğan Yurdakul, Silivri Cezaevi’ndeydi.

Apaydın, öyle bir isim ki, o olmasaydı Türkiye’de hukuk tarihi farklı yazılırdı. Menderes’in avukatıydı, Menderes’i kurtaramadı belki ama bunun bir hukuk cinayeti olduğunu tüm Türkiye’nin vicdanına kazıdı. Uğur Mumcu’yu, Cumhuriyet gazetesini savundu. Hukuk alanında pek çok ilki gerçekleştirdi. İdamla yargılanan Dündar Kılıç’ı “ipten alan” ve beraat ettiren oydu.

12 Eylül döneminde işkencelerden geçip idamla yargılanan Dündar Kılıç, hakkındaki davanın bir tezgah olduğunu düşünerek kendisini savunan ve beraat ettiren Apaydın’ın savunması sırasında söylediği “Burhan Abi avukat değil, adalet savaşçısı” sözleri ile kitaba da isim babalığı yapmış oldu.

İPTEN ADAM ALAN AVUKAT

Apaydın, bir davada haksız karar vermesi için kendisine önerilen bir teneke dolusu altını kenara ittiği için faili meçhul bir cinayete kurban giden yargıç babasının izinden gidip hukukçu olmaya karar verdi.

Üniversite’de Ali Fuat Başgil’in asistanıydı. Bir yandan da gazete ve dergilere yazılar yazıyordu. Halide Edip ve Adnan Adıvar Apaydın’ın yazılarını takip edenler arasındaydı.

1946 seçimlerindeki usulsüzlük olayları nedeniyle 1947 yılında, demokratik seçimlerin ve YSK’nın temelini oluşturan fikirleri ortaya atan Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’ni kurdu.

İlk büyük davasını 24 yaşında aldı. Tahliyesi usta avukatlarca dahi uzun süre sonrası için düşünülen müvekkilini kıvrak zekası sayesinde çok kısa bir sürede özgürlüğüne kavuşturdu. Bu olay onun gazetelerde büyük yankı uyandıracak olan haberlerinin ilkiydi.

Bir savunmada ayrıntıların ne kadar önemli olduğuna dair önemli örneği ise 1950’de gösterdi.

10 Nisan 1950’de Mareşal Fevzi Çakmak hayata gözlerini yummuştu. Fakat Milli Mücadele’nin kahraman isminin hayatını kaybettiği gün, radyo normal yayın akışına devam ediyordu, radyoda davullu zurnalı şarkılar çalınıyordu. Bu büyük bir ayıptı. Bunun üzerine üniversite gençliği bu duruma karşı çıktı ve bir eylem düzenledi. Radyoevi’nin kapısını zorlayıp içeriye girmek isteyen öğrencilerle polis arasında arbede yaşandı.

Öğrenciler tutuklanmıştı. Yargılama sürecinde Apaydın, durumun ne kadar vahim olduğunun farkındaydı. Gençler toplantı ve yürüyüşleri düzenleyen yasayı ihlal etmişlerdi. Her şey gençlerin aleyhinde görünüyordu. Bir şeyler yapılmalıydı…

HÜSEYİN ÜZMEZ ONA DA SALDIRMIŞTI

Apaydın, ihlal olunan yasayı tüm ayrıntılarıyla gözden geçirdi. Yasaya göre polis yasaya aykırı biçimde toplanan gençleri uyarmalıydı, uyarmıştı da. Dağılmadıkları takdirde polis uyarıyı yenilemeliydi, bu da gerçekleşmişti. Fakat Abdülhamid döneminden kalma yasada bir ayrıntı vardı ve Apaydın o ayrıntıyla davayı çözüvermişti!

Hakimin bile gözden kaçırdığı ayrıntı şuydu: Polis uyarıyı yaptıktan sonra borazan çalmalıydı, ama çalmamıştı. Apaydın mahkemede borazan çalınıp çalınmadığını sorduğunda hâkimin tepkisi “Burhan Bey ne var bunda” olmuştu. Tahmin edileceği üzere, Apaydın öğrencilerin salıverilmesini sağlamıştı.

Adaletin sağlanması için var gücüyle çalışıyordu. Haklılığına ikna olduğu kişilerin tüm davaları alıyordu. Tabi bu düşmanlar edinmesine de neden oluyordu.

1952 yılında, (çok uzun yıllar sonra 14 yaşındaki bir kız çocuğunu taciz etmesiyle de gündeme gelecek olan) Hüseyin Üzmez, lise öğrencisiyken suç ortağı ile birlikte gazeteci Ahmet Emin Yalman’ı kurşunladı. Menderes’in “Bu bir rejim meselesidir, Apaydın davayı üstlensin” sözleri üzerine Yalman’ın avukatı olan Apaydın mahkemede çok etkileyici bir konuşma yaptı. “Gericilik sevdası dinimize aykırı bir cereyandır. İslam dini akla dayanır” dedi ve sanıkları göstererek “Bu bir avuç mikrop yıllardan beri toplumun içine zehir akıtıyorlar, kökünden temizlenmelidirler” dedi.

Tam sözünü noktalamışken sanık Üzmez, Apaydın’ın ifadesiyle “elinde parlak bir şeyle” Apaydın’a saldırmak istedi. Üzmez, dengesi bozulduğu için yere yıkıldı. Genç avukat ilk şoku atlattıktan sonra mahkemedeki konuşmasına devam etti. Üzmez 20 yıl hapis cezası aldı fakat 10 yıl yattı.

İdamla yargılanan müvekkili Fazlı Biray’ı ipten aldığında henüz 29 yaşındaydı. Dava “ilk kez ifadenin işkence altında alındığının mahkemede ortaya konduğu” dava olarak hukuk tarihimizdeki yerini aldı.

MENDERES’E KARŞI GELDİ

Apaydın, Menderes’le ilk kez 1951’de karşılaştı. Meclis’in kararı olmadan Kore’ye asker gönderilmesine karşıydı ve önce Cumhurbaşkanı Celal Bayar’e, ardından Menderes’e itirazlarını dile getirdi.

İkinci karşılaşmaları da yine bir itiraza sahne oldu. Demokrasi vaadiyle iktidara gelen Demokrat Parti’nin fikir özgürlüğünü sınırlandıran 141 ve 142. maddeleri ağırlaştırma yoluna gitmesi üzerine Apaydın tepki göstermişti.

Menderes onun düşündüklerini korkusuzca söyleyişinden etkilenmişti. Menderes’ten milletvekilliği teklifi aldığında 30 yaşındaydı. Ancak çok sevdiği mesleğinden kopmak istemedi ve daveti geri çevirdi.

YASSIADA YARGILAMALARI

Kitap, Menderes ve arkadaşlarının yargılanmalarına dair çok önemli bilgileri içeriyor. Yeni gün yüzüne çıkan bilgiler dönemle ilgilenenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Davanın işleyişi, perde arkası, sanıkların ruh halleri ve duruşmalara dair ayrıntılar bizzat olayın önemli karakterlerinin birinden dinleniyor oluşu açısından önemli. Kitapta duruşma sırasında yaşananları okuyunca ağzı açık bırakacak detaylar ile karşılaşılıyor. Apaydın’ın Menderes’le duruşma sırasında savunma konusunda nasıl fikir ayrılığına düştüğünü, Apaydın’ın Menderes’e rağmen onu nasıl savunmayı sürdürdüğü kitabın önemli bölümlerinden.

Apaydın, Menderes’in avukatı olunca çok büyük bir mücadeleye girdiğinin farkındaydı. Süreç Bebek Davası, Köpek Davası gibi davalarla adeta sulandırılıyordu. Menderes ve arkadaşlarına savunma hakkı verilmiyor, tutuklular zor koşullar altında yaşıyor, avukatları ile görüşmelerine dahi izin verilmiyor ve mütemadiyen bazı askerler tarafından aşağılanıp hakarete uğruyorlardı. Apaydın itibarsızlaştırma kampanyalarına karşı duruşma salonunda Menderes için o ünlü sözünü söyledi: “Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr-ü kıymetten.” Bu söze çok büyük tepki gösterenler de oldu. Bedii Faik köşesinde Apaydın için “Bu adamı cüppesinden asmalı” diye yazdı.

Davayı almak Apaydın için de çetin bir sürecin başlangıcı oldu. Ciddi ekonomik sorunlar yaşamaya başladı. Duruşmadaki savunması nedeniyle “halkı isyana teşvik” iddiasıyla tutuklandı. Hocası Ali Fuat Başgil, İlhan Bardakçı, Aziz Nesin gibi isimlerle aynı cezaevinde yattı. Menderes’in idamı sırasında cezaevindeydi.

BAŞBAKANLIK TEKLİFİNİ GERİ ÇEVİRDİ

1961 seçimler öncesinde karizması ve Menderes’e benzerliği ile dikkat çeken, hatta kendisine Başbakanlık teklif edilen Apaydın bu teklifi de elinin tersiyle itti ve CHP-AP koalisyonunun oluşması için çaba harcadı. Milletvekilliği yaptı.

Hukukun neredeyse ayaklar altına alındığı, yargı bağımsızlığının tartışıldığı günlerde Türkiye hukuk tarihine geçmiş ve nice hukukçuya örnek olmuş, hiç ihtimal verilmeyen davaları kazanmış Apaydın’ın hayatını kendi ağzından okumak okuyucuya hukuk tarihi dersi de veriyor. Kitabı Türkiye’nin önemli davalarına bakan hakim ve savcılara özellikle salık veriyorum. “Sehvenler” ve “çelişkiler yumağı iddianameler”in konuşulduğu ve fakat yeterince tartışılmadığı günümüzde Apaydın gibi titiz, ayrıntıcı ve hukuka tüm yönleriyle hakim birinin hayatını okumak yararlı olacaktır. Kitap günümüzün mühim davalarında söz konusu olan “delil üretme” meselesinin ne zamandan miras olduğunu da tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Siz hala Menderes’in kasasından gerçekten “kadın donu” çıktığını mı sanıyorsunuz?

Doğan Yurdakul ve Cengiz Erdinç, araştırmacı gazeteciliğin kusursuz bir örneğini bu nehir söyleşi ile ortaya koyuyorlar. Koskoca bir ömrün en önemli noktalarının büyük bir titizlikle işlendiği, yer yer gülümseten, daha çok şok eden, şaşırtan ve öğreten bu kitap, tarihe, siyasete, hukuka meraklı herkesin kitaplığındaki yerini kesinlikle almalı. (23.05.2012-Odatv)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: