İNCE ZEKA, NİTELİKLİ KURGU: CAMILLA LACKBERG’DEN VAİZ

Camilla Läckberg

Camilla Läckberg

Hakan Güngör
twitter.com/bayhakangungor

İsveç’in en çok satan yazarlarından Camilla Läckberg’in “Vaiz”i Doğan Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Yazarlık yolunda çok genç sayılabilecek olan, henüz 30’larının sonundaki bu kadın yazarın polisiyelerle önce kendi ülkesi İsveç’te, sonra Avrupa’da nasıl olup da bu kadar okunduğunu ve tanındığını anlamak, önce pek kolay olmayabiliyor. Ancak kitaplarını okuyunca soru işaretleri bir bir devriliyor. Geriye polisiyenin ince zekası, hızı ve gerilimi kalıyor. Yavaşlığa tahammülün olmadığı bir çağda, böylesi ince zeka görmek ne güç!

Läckberg’in romanları kuşkusuz herkesin dikkatini çekiyor. Ancak yaşamı, özellikle kadınlar tarafından büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Onun hayatını birazcık bilen pek çok kadın onun vazgeçişlerinden ve hayallerinin peşinden gitmesinden etkilenerek hayatına yeni bir yön vermeyi düşünebiliyor.

Läckberg, aslında bir ekonomist. Paranın, rakamların, gelir-gider tablolarıyla hayat mücadelesini sürdürürken, günler ilerledikçe bunun aslında yaşamak değil, bir boğuşmak olduğunu idrak eder. Çıkış yolu arar, her gün istemediği bir iş için yataktan kalkan, bir yığın angarya ile uğraşan biri, bir anda ne kadar büyük bir dönüşüme girişebilir ki? Onun ilgisi çocuk yaşlarından beri rakamlara değil kelimelere yöneliktir. Küçücük bir kızken, yaşıtlarının koşup oyunlar oynadığı zamanlarda o bir köşede kitap okumayı tercih etmektedir. Hayal gücü ve yazdığı kısa öyküler ailesini bile hayrete düşürür. Ne var ki bunlar, o dönem için yazarlık yolunda ilerlemesine yetmez. Üniversitede ekonomi okumayı tercih eder. Daha üniversitedeyken bu işin kendine göre olmadığını görmüştür. Okuduğu bölüm aslında ilgisini çekmemektedir. Fakat onu adeta boğan bölümünden ve rakamlardan kurtaracak sihirli bir değneğe ihtiyacı vardır ve bu ortalarda yoktur. Sıkıntılı günler üniversiteden sonra da devam eder. Läckberg’in hayatındaki tahammülü zor süreci ilk olarak, sonradan yollarını ayıracağı eşi fark eder. Läckberg kitapları, okumayı ve edebiyatın o büyülü dünyasını sevmektedir, bununla nefes almaktadır. Karısının en keyifli ve huzurlu zamanlarının elinde bir kitapla koltuğa kurulup kahvesini yudumladığı anlar olduğunu gören eşi, artık bu bıkkın ve umutsuz ruh ikliminden karısını kurtarmanın vakti geldiğini görmüştür.

İşte burada aslında edebiyat çevrelerinde de etkisi çok tartışılan bir olgu çıkar karşımıza: yaratıcı yazarlık atölyeleri. Hiç bir etkisi olamayacağını, yetenek varsa dahi bunun bu tür atölyelerle parlatılıp işlenemeyeceğini iddia edenler için en güzel örneklerden biri Läckberg’dir. Evet, eşi Läckberg’i bir yaratıcı yazarlık atölyesine kaydettirir. Sonra ne mi olur? Läckberg, kendini mutsuz eden işini bırakarak yazarlık yolunda emin adımlarla ilerler ve Avrupa’nın en çok satan yazarlarından biri olur. Geriye dönüp baktığında, o cesur adımı atmasa ve o kavşağı kararlı adımlarla geçmese, hayatının nasıl ilerleyeceği ve rakamlar boyu uzayıp giden, mutsuz bir hayat yaşayacağını görmektedir. Ve Läckberg’in hayatını okuyan kadınlar, hayatlarına yön vermek konusunda biraz daha umut taşıyabilmektedir.

Läckberg, Gülenay Börekçi’ye verdiği bir röportajda şöyle diyor:

“Bir hayalin peşinden giderek bütün hayatımı değiştirebilmiş olmamla gurur duyuyorum. Herkesin hayalleri vardır ama pek az kişi bunları gerçekleştirmeye çalışır. İyi ki işimi bırakıp yazmaya başlamışım. Bunu yapmasaydım şimdi hem başarısız, hem de çok mutsuz bir kadın olacaktım.”

Elbette  yazarlık için hayal gücü kadar keskin bir gözlem yeteneği de gerekiyor. Yazar, bu kadar çok okunmasının nedenini gerçeklik olarak görüyor. Läckberg’in romanları, doğum yeri olan Fjällbacka’ta geçiyor. Karakter yaratırken de tanıdığı insanlardan yararlanıyor. Geniş bir arkadaş çevresi olan ve yeni insanlarla tanışmaktan, insanların hikayelerini, hayatlarını dinlemekten keyif alan Läckberg, romanlarına gösterilen ilgi ile karakterlerin “yaşıyor” oluşu arasında önemli bir bağ olduğunu düşünüyor.

Camilla Läckberg, bizim algımızdaki edebiyatçı kavramının dışında biri. Asosyallik, melankolik bir ruh, dalgın dalgın uzaklara bakan bir çift göz vs… Hayır, Läckberg bu kalıplara uymuyor. Hayatın farklı tatlarını ve renklerini de bilen biri Läckberg. Yemek yapmayı çok seviyor ve yemek kitabı yazıyor… Çocukları çok seviyor ve çocuk kitabı yazıyor… Eğlenmeyi çok seviyor, dans etmekten keyif alıyor ve televizyonda yayınlanan bir dans programına katılıyor… Estetik bakış sahibi bir kadın olarak, takılar tasarlıyor ve satıyor… Pek çok genç yazar adayının “yazmak dışında hiç bir şey yapamam ben” dediği düşünülürse, Läckberg’in hayatı, artık algılara biraz da karikatürize edilerek yerleşmiş “edebiyatçı” kavramını tekrar düşünmemize neden oluyor.

Gelelim “Vaiz”e…

Her şey bir çocuğun oyun oynamak için gittiği ıssız bir yerde bir kadın cesedi bulması ile başlıyor. Polis araştırmaları sonucunda, kadın cesedinin hemen altında iki kişiye ait kemikler bulunduğu ortaya çıkıyor. Akıllara hemen bir soru takılıyor, yoksa yıllar önce öldürülen ve kemikleri bulunan bu kişilerle, cesedi bulunan genç kadının bir bağlantısı mı vardır?

Cinayeti çözmek için görevli olan polis, her adımında bir aileyi yıllarca etkilemiş ve ailenin son kuşak bireylerinin birbirine düşman olmasına neden olmuş olan bir intihar vakasının olayla ilgili olduğu sonucuna varır.

Vaiz diye anılan bir adamın iki çocuğu arasındaki rekabet, zamanla, içten içe çok farklı bir boyuta taşınmıştır. Öyle ki, kardeşlerden biri, kasabada öldürülen bir kadını en son kardeşinin arabasında gördüğünü iddia eder. Bunun üzerine bu iddia nedeniyle suçlanan kardeş, intihar eder. Çocuklar ise haliyle düşman olur ve karanlık olay uzun yıllar çözülemez. Ve her polisiyenin mutat soruları belirir, suçlu kim, katil gerçekten intihar eden kişi mi, yoksa bu bir iftira mı, yeni cinayetin bu olaylarla ilgisi ne…

Polisiyelerde kuşkusuz önemli olan ve öne çıkan şey konudur. Pek çok polisiyede bunların dışında kalan şeyler neredeyse önemsizdir. Karakter yaratma konusunda dahi yazarlar pek istekli olmayabilir. Dahası bunu önemsemeye de bilir… Bu romanın önemi, keskin zeka ve kurgusu kadar, karakter yaratmadaki beceriden de kaynaklanıyor. Läckberg, her ne kadar romanda birer adım geride duruyor gibi görünseler de, kadınları adeta “parlatıyor.” Kadın ruhunun bilinmezlerini ve karanlık taraflarını ortaya koyuyor. Polisiye kurgularının okurda yarattığı his şudur, olay örgüsünün peşine düşmek ister okur ve bu konuda mola verilmesinden de hazzetmez. Ancak Läckberg zaman zaman, elbette olması gerektiği gibi, frene basıyor, tempoyu düşürüyor. İşte bu anlarda dahi, kitap etkileyiciliğini koruyor. Çünkü burada okur o heyecan verici cinayet çözme durumundan uzaklaşıyor ama bu kez de “insan”ı çözüyor… Bir telefon konuşmamızda Cezmi Ersöz’ün dediği gibi, edebiyat insan ruhunun karanlık taraflarını ortaya çıkarmalıdır. Läckberg, bunu yapıyor.

Kitapta üzerinde durulması gereken bir diğer özellik de şu: Bir edebiyat eserinin evrensele ulaşmasının iki yolu vardır: yazar ya bir fikri, edebiyat denilen kuşun kanadına takacak, ya da meselesini kendi “taşrasına” bir çivi gibi çakacak. Özellikle polisiyelerde, olayın ardındaki fon, manzara ya da kullanmayı sevdiğim bir ifade olan “atmosfer” göz ardı edilebilir. Ancak kitapta biz, İsveç’i gerçekten görüyoruz. Yazar bunu elbette detaylı betimlemelerle yapmıyor ancak hissedilmemeyi imkansız kılacak kadar kendini belli ettiriyor. Burada Sevin Okyay’a sözü bırakmak gerekiyor. Okyay bir yazısında şöyle diyordu: “İsveçli polisiye yazarlarının iki önemli özelliği var. Bunlardan ilki, gelişmiş bir mekân duyguları oluşu. İkincisi de, polisiyeyi, refah devletinin siyasi, toplumsal ve ekonomik politikasını yansıtan bir ayna olarak kullanmaları.” Kıskanarak okuduğum bu tespite kesinlikle katıldığımı belirtmeliyim. Läckberg; İsveç’i, toplum yapısını, aile kültürünü, insan ilişkilerini ve hukuki yapısını ortaya koyuyor. Aslında bu da polisiye kalıplarının dışına çıkmak anlamına geliyor.

“Vaiz”, polisiyenin, ince zekanın ve nitelikli kurgunun önemli bir örneği. Läckberg de, hem bir yazar, hem de hayallerinin peşinden gitmiş bir kadın olarak ilgiyi hak ediyor… (Milliyet Sanat- Mayıs 2013)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: